Aslında projemizin tam adı bu değil, başlıkta çok yer tuttuğu için özetini yazdım. Şöyle;
“BİN YILLARA MİRAS - AKDENİZ’İN KÜLTÜR BAŞKENTİ BODRUM”
Proje adına pek takılmamak gerek, projeyi tanıyınca ortak bir isim bulunur, konur ve artık öyle anılır.
Bugünkü konumuz projenin doğuşunu, gerekçelerini ve amaçlarını ortaya koymak, daha sonra proje sunumuna ve detaylarına gireceğiz.
Dost toplantılarında hep söyler dururum, yahu biz Bodrum’u tanıtmak için Kraliçe II. Artemissia’nın M.Ö. 350 yılında tamamladığı Mausoleum (Mozole) ve S. Jean (Aziz Yuhanna) Şövalyelerinin 120 yılda kurduğu ve 1522’de anca bitebilen Bodrum Kalesini tepe tepe kullanıyoruz. Tepede amfi tiyatromuz, ileride Mindos Kapısı, yukarıda Pedesa antik kenti ve daha nice binlerce yıl önceden kalan antik eserleri barındırıyoruz.
Peki biz gelecek bin yıllar için ne yapıyoruz?
Diyelim insanlık birbirini yemeden veya bir meteor saldırısına uğramadan 3200 yılına vardı. Hala elimizde bugün mevcut olanlar ile idare edip “işte üç bin yıllık tarih, işte 1700 yıllık kale” diye övünecek miyiz, yoksa “işte bu da Türklerin 1000 yıl önce kurdukları uygarlığın izleri” diye onlara bizden de bir miras bırakabilecek miyiz?
Mevcut durumda bu sorunun yanıtının “hayır” olduğunu biliyoruz. Bugün en sağlam yapımız en fazla 100 yıl gider ve sonra çöker, başkası yerine gelir. Bugünden yarına bırakabileceğimiz hiçbir eserimiz yok.
Düşünün bir kez 16.yüzyıldan beri (1523 den beri yani) Osmanlı yönetiminde olan Bodrum’a “sanat eseri” sayılabilecek ve “bin yıllara miras” bırakılabilecek ne yapıldı? Osmanlı Tersanesi, Osmanlı Kulesi ile Tepecik Camii’ni saymıyorum bile. Onların çok fazla ömrü zaten yok. Sarnıçların ve değirmenleri ayrı bir yere koyuyorum. Bugün bile harap vaziyette olan bu yapıların ne kadar daha dayanabilecekleri konusunda bir fikrim yok. (Müzeleri hariç tutuyorum)
400 yıl boyunca stratejik önemini yitirmiş bir taşra kasabası ve sürgün yeri olan Bodrum’a elbette kalıcı bir eser yapılamazdı. Dolayısı ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine bir eleştiri getirmiyorum. Ancak 1970’li yıllardan sonra bugünlere gelene kadar Bodrum sadece Türkiye’nin değil, Akdeniz’in, hatta Dünyanın önemli bir turizm merkezi haline geldi ve Amiral Artemissa zamanının ününe kavuştu.
O zaman Bodrum’u geleceğe taşıyacak, 1000 yıl sonra “atalarımız bu eserleri yaptılar ve bize miras bıraktılar” diyebilecekleri bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi?
Kocasına bir anıt mezar yapan Artemissia zamanında olmadığımız için, bu gün yapılacak sanat yapılarının arkasında mutlaka bir yatırım finansman desteği ve ardından bir gelir kaynağı yaratmak elbette zorunludur. Bu da bizi hem sanatsal, hem de üretici ve fonksiyonel yapıların içinde yer alacağı bin yıllara miras kalabilecek projeler hazırlamak noktasına götürür.
Biraz uzun bir proje girişi oldu sanırım. Daha projeye gelmedik. Projenin sunumu da yaklaşık bir yazı daha gerektirecektir. Sonra proje detayları, yani işin en eğlenceli kısmına artık bir yazı mı yeter, yoksa iki yazıda mı biter, bunu bilmiyorum.
Üniversitede kendisinden ders almadığım halde daha sonra tanıştığım ve çok yakın dost olduğum rahmetli Prof. Muhan Soysal, başında olduğum bir şirketin Cumhuriyet kutlamasına tarafımdan davetliyken bana “Bak Mustafa Balcı sen en sevdiğin işi Proje Geliştirme ve Yönetme işini yapıyorsun, bunu bırakma” demişti.
Çok haklıydı. Ancak işin yaratıcılığı yanında biraz da maddi yanına önem verseymişim iyi olurmuş.
Bunu da ayakkabı kutularında dolarlarla yakalanan bugünün bir büyükelçisi sayesinde çok iyi anladım.
Bu projenin ortaya çıkışını doğrudan ilgilendiren bu olayı haftaya yazacağım…