Hesap fişlerinin havalarda uçuştuğu bir sezonu geride bırakıyoruz. Gerçekten çok ilginç bir sezon geçirdik. Pahalılık tek başına Bodrum’un en önemli sorunlarından su ve trafiği gölgede bıraktı. Hemen hemen her gün çeşitli kaynaklardan gönderilen hesap pusulalarını, kasa fişlerini, adisyonları inceler vaziyette bulduk kendimizi.
Ne oluyor, neden bu duruma düştük, acaba talepteki düşüş pahalılıktan mı yoksa amatörce yapılan pazarlama yanlışları mı derken zaten sezonun sonuna geldik.
Kimileri “Bodrum bitiyor” diye feryat figan ederken kimileri “Bodrum’u yedirmeyiz” diye görünmez, ya da olmayan bir düşmanın üzerine yalın kılıç saldırıya geçti. Açıkçası kim bizden yana kim düşman anlayamadan Ekim’e geliverdik.
Sonuçta dondurmanın külahına 1 EURO topuna 4 EURO ödeyen de geçti gitti, hepsine 40 TL ödeyen de.
Lüks segmente transfer olan ve orada hızla yol alan bir turistik şehrin kaderi bu olsa gerek. Başlarda dudak uçuklatacak fiyatlar, ancak sonra herkesin kesesine göre harcayabildiği, kimsenin kimseye itiraz etmediği bir Akdeniz kenti olacak Bodrum, çok yakında.
İyi de acaba rakipleri neler yapıyor, oralarda durum nedir diye bir bakalım dedik. Keza kısır tartışmalarla zaman geçireceğimize somut gelişmeler yolumuzu aydınlatsın, belki bir şeyler de biz öğreniriz yeni lüks sınıfımızda…
Mikonos: Bodrum’un ve Türk tatilcisinin pek de yabancısı olmadığı bir rakibimiz. Bu yıl 1,7 milyon ile 2 milyon arasında bir turist ağırlaması bekleniyor. Buna bir 500 bin de günlük kruvaziyer gemilerinden gelen turisti ekleyebilirsiniz. Geçen seneye göre pek değişim yaşamadı. Fiyatlar bizdekileri aratır cinsinden. Mesela iki şezlong artı bir şemsiye 150 EURO.
Sardunya (İtalya): Aslında burası çok popüler bir ada. Burada Bodrum’un esas rakibi Costa Smeralda. Yıllık ortalama ağırladığı turist sayısı 5 milyon. Bu yıl bir miktar düşüş gözleniyor. Özellikle lüks yat limanı ve lüks özel villa kira gelirleriyle Akdeniz’de önemli bir yere sahip. Lüks sınıfta bir turistin günlük ortalama harcaması 600 EURO’yu buluyor. Özellikle Porto Cervo bölgesindeki lüks restoranlar fiyat konusunda Bodrum’u ciddi olarak sollar.
Cannes (Fransa): Bodrum’dan sonra sırayla Atlantik kıyısına doğru gidiyoruz. Burada Cannes yerine Saint Tropez’yi de alabilirdik. Ancak ikincisi artık uçmuş ve klasmanın en tepesine gelmiş durumda. Bize Cannes çok daha iyi rakip olabilir. Yılda ağırladığı turist sayısı 3 milyonu buluyor. 12 ay turizm var. Film festivali var, bir yığın fuar kuruluyor, bir yığın konferans, uluslararası kongre düzenleniyor. Fiyatları ortalama bir turist için 170 EURO’da kalırken, lüks sınıfta 600 EURO’yu buluyor.
İbiza (İspanya): Bu da bir ada ve varlığını turizme borçlu. Yılda 4 milyona yakın turist ağırlıyor. Dünya jet sosyetesinin uğrak yeri. Buna paralel konaklama ve yeme içme tesislerine sahip. Her lüks segment turiste günde 700 RURO’ya yakın harcama yaptırıyor. Çok ünlü gece kulüpleri var. Bu ada da Bodrum gibi son yıllarda lüks segmente doğru kaydı. Özellikle kuzeydeki inziva bölgesi zengin ve sakin turist için ideal ve taş otellerin geceliği 1000 EURO’dan başlıyor.
İşte size Bodrum’un çok ciddi rakipleri. Artık sıradan bir tatil yöresi olarak bakmamak gerekiyor Bodrum’a. O Akdeniz çukurunun önemli bir lüks ve standart turizmi bünyesinde toplayan bir kent. Pazarlaması da farklı farklı yapılmalı. Lüks için ayrı, standart için ayrı.
Alt yapıyı sormayalım. Yukarıdaki hiçbir kente alt yapı sorunu yok. Sular akıyor ve elektrikler kesilmiyor. Ancak üst yapı sorunu var. Kimi şehirlerde trafik zaman zaman problem oluyor.
Bodrum ile karşılaştırma yapmanın bir anlamı yok. Çünkü İbiza’nın dışında diğerleri çoktan sınıflarını belirlemiş, belli bir lüks turisti cezbetmiş ve onların kalıcılığını sağlamış yerler. Belki turist sayısı açısından değerlendirsek bile Bodrum henüz 1 milyon sınırında zar zor ulaşıyor. Burada kapasite önemli sorundur. Bodrum’un her türden konaklama tesisine ihtiyacı vardır.
Yanlış yazdım aslında başta Bodrum olmak üzere Mandalya Körfezinden Gökova’ya kısa, orta ve uzun vadeli ciddi bir planlamaya ihtiyacı vardır.
Son 18 yılına şahidim ve içim acıyor. Bu kente doğru dürüst hiçbir şey yapılamadı. En son bizim Eskiçeşme sokağı taşla kaplandı ve sular bu yıl kesilmedi. Bu denli basit ve gayet normal olan işlere bile seviniyoruz ve zaten görevleri bu olan yöneticilere teşekkür ediyoruz.
Birileri diyor ya Bodrum bitti diye, alakası yok Bodrum sapasağlam yerinde, sadece kendisini bu kentlerle yarıştırabilecek yöneticilere ihtiyacı var.
Yukarıda bahsi geçen şehirlerin belediye başkanlarını kimse tanımaz, onları magazin basınında, fahiş fiyat tartışmalarının tam ortasında ya da popüler mekanların açılışlarında neredeyse hiç görmezsiniz.
Bu durumun arkasında hem yönetim modellerinin farklılığı hem de kurumsallaşmış turizm politikaları yatıyor.
Mikonos, İbiza, Cannes veya Sardunya gibi yerlerde belediye başkanları siyasi bir figürden ziyade, kentin altyapısını, lojistiğini ve güvenliğini yöneten birer CEO gibi çalışırlar.
Bizde ise işte o açılışta başkan bey hazır bulundu, ha burada düğüne katılıp Sepetçioğlu oynadı, ha orada asfalt makinesinin üzerinde boy gösterdi. Ha emeklilere hesaplı kafe açtı vs. vs.
Neyse yazsak daha yazarız da yeter gari…
Ekte bir tablo var. YZ benim için hazırladı çok da memnun oldum.
(AI=YZ=Yatay Zeka)
