Arada bir Bodrum’daki keşmekeşten sıkıldıkça aklıma gelir, yahu ben neden Milas’a veya Ören’e yerleşmedim ki, bu şehrin kahrını niye çekiyorum diye hayıflanırım. Elbette Bodrum’un ayrı bir yeri vardır bizim hayatımızda. 1972 de gelmeye başlayıp 2008 de yerleştiğim, “hayatımın son serüveni” olarak düşünürüm Bodrum’u.
Her neyse eğer Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi ile kurucusu olduğum Cruise Academy’nin Bodrum’da bir eğitim merkezi açma fikri olmasa belki de o zaman için ciddi ciddi Milas’a yerleşmeyi düşünebilirdim.
Yerleşmesem dahi Milas’ı hep sevmişimdir. Hele o baş belası geçiş yolu olmasa, 500 metrede bir durup kalkmasak çok daha çekici gelebilirdi Milas bana.
Her neyse, turizm açısından popüler bir yerleşim yerinin etrafında kalan yerler genellikle ihmal edilir ve geri kalır. Buna somut örnek Milas’ı (veya Ören) gösterebiliriz. Rakamlar da benzer sonuçlar veriyor. Mesela Bodrum en yüksek okumuşluk yüzdesine sahipken Milas Muğla’nın ilçeleri arasında ancak 8. sırada kendine yer bulabiliyor.
Tarihine baktığımızda MÖ 3000 yılından M.Ö. 4. yüzyıla kadar Karia’nın kalbi ve mutlak hakimi Milas’tı. Milas, gücünü verimli topraklarından, mermer ocaklarından ve kutsal Zeus Labraundos tapınağından alıyordu; aristokratik ve gelenekçi bir yapıya sahipti.
Ancak Karia hanedanlığının başına geçen Mausolos (M.Ö. 377-351), vizyoner ve hırslı bir liderdi. Dünyanın değiştiğini, geleceğin Akdeniz deniz ticaretinde ve deniz aşırı askeri güçte olduğunu fark etti. Milas, iç kesimde kaldığı için büyük bir deniz imparatorluğu kurmaya elverişli değildi. Bodrum (Halikarnassos) ise doğal limanları ve stratejik konumuyla biçilmiş kaftandı.
Bu radikal hamle, Milas'ın köklü aileleri ve oligarkları tarafından büyük bir öfkeyle karşılandı. Başkentin taşınması, Milas’ın hem ekonomik gücünü hem de siyasi nüfuzunu kaybetmesi demekti.
Milaslı soylular, Mausolos’a karşı gizli ittifaklar kurdular ve hatta ona suikast düzenlemeye çalıştılar. Tarihi kayıtlara göre, Milaslı bir aristokrat olan Euthydemos, Pers sarayından da destek alarak Mausolos'u ortadan kaldırmak istedi ancak başarısız oldu. Mausolos bu isyanları çok sert bastırdı, komplocuların mallarına el koydu ve Milas’ın siyasi özerkliğini tamamen ellerinden alarak şehri Bodrum’a bağımlı bir "inanç ve kültür merkezi" statüsüne indirgedi.
İşte size bahtsız Milas’ın kısa bir tarihi. Günümüze gelirsek, Milas üzerindeki Bodrum baskısını çoktan atmış görünüyor. En azından havaalanı kendi bölgesinde ve adını dünyaya duyuruyor. Bugün Muğla’nın üçüncü büyük ilçesi (Bodrum ve Fethiye’nin ardından)
Denizden bakıldığında bir dağın arkasına saklanmış görünse bile, Milas, hem Gökova Körfezinde (Ören) hem de Didim sınırına yakın kuzey kıyılarında deniz turizmi için çok elverişli kumsallar ve koylara sahiptir. Kapasite olmadığından “her şey dahil” sisteminin uğranmadığı bu kısmen bakir sayılabilecek koylar butik turizm için çok elverişlidir.
Milas’ın gelişmesi Bodrum’a çok büyük yararlar sağlar. Burada oluşacak turizm hareketliliği sonuçta Bodrum’u da içine alacak güçlü bir destinasyona dönüşebilecektir.
Ayrıca son yıllarda Bodrum’dan ayrılan yat yapım tersaneleri Ören sahilindeki tahsisli alana taşınmakta, böylelikle Milas bu endüstrinin Ege’deki merkezi konumuna gelmektedir. Bu istihdam ve katma değer açısından önemli bir kazançtır.
Elbette Milas’ın sahip olduğu Coğrafi İşaretlerden de bahsetmeden geçmeyelim; Milas Zeytinyağı ve Milas Yağlı Zeytini AB tescili alan ürünleridir. Bunun yanında Köftesi, çeşit çeşit kavurmaları ve diğer mutfak zenginliği ile tam bir Gastronomi şehri olabilir. Meşhur Milas el dokuma halısını da unutmayalım bu arada.
Bodrum artık yükünü aldı, yer kalmadı diyenler için en iyi alternatiftir Milas. Ören’deki marinası, Mandalya Körfezi, Bafa Gölü (başka bir yazıda değineceğim), gurme mutfağıyla işte size Milas.
Gitmek isteyenler için benden küçük bir tavsiye; Milas’ın Arastasında ciğer kebap ve piyaz yemeden dönmeyin…