Nihayet geldik son yazıya. Ya da nihayet vardık ekonomik göstergelere.
Aslında bu tür araştırmalar nüfusu verdikten sonra hemen GSMH diye kısaltılan Gayri Safi Milli Hasıla’yı verirler ve ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren istatistik verilere gömülürler.
Biz öyle yapmadık, ekonomik verileri en sona bıraktık, onları da sıralayıp son olarak birkaç sosyal veriye de değinerek bu işi tamamlayacağız.
2000 yılında ülkemizin GSMH’sı (Milli Gelir kısaca) 201,5 milyar ABD doları idi. (Bundan sonra Dolar diyeceğiz) Nüfusumuzun 67,8 milyon olduğunu düşünürsek kişi başına düşen Milli Gelir 2.948 Dolardı. Aradan tam 25 yıl geçti, yani az buz değil bir asrın dörtte biri, milli gelirimiz 1 trilyon 600 milyar dolara çıktı. Kişi başı gelirimiz ise 18.103 Dolar oldu.
Aslında kişi başı gelir 3 binden 11 bine çok hızlı çıktı. Yani dönemin yönetiminin övündüğü kadar bir büyüme göstererek Türkiye Milli Geliri 2008 yılında 11.000 dolara fırladı. Bu sürenin 2006 yılı dahil bölümünde Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) denetimi altında olduğumuzu hatırlatmakta yarar görürüm.
Sonra şu meşhur “Orta Gelir Tuzağına” düştük ve yıllarca milli gelirimiz bu seviyede oyalandı durdu. Bir ara 10.000 doların altına indi (2018 – 9793 Dolar) ve bir ara hepten geriye gitti (2020 -8.600 Dolar)
Bu sıralarda da başımızda kendisinin ekonomist olduğunu iddia eden bir Cumhurbaşkanının olduğunu hatırlatmakta yarar var. İşi bilenlere bıraktıktan sonra çöküş durdu fakat hala o durgunluk sürüyor. Ancak nefes alan ve kendine gelen ekonomi kısa sürede (2021-2025) kişi başı geliri 18 bine çıkartarak doğru yönetilirse nasıl performans gösterdiğini kanıtladı.
Neyse bunlara çok takıldık, o sıralarda Enflasyon yüzde 40’a yakındı, sonra tek hanelere düştü ancak “faiz sebep enflasyon sonuçtur” teorisine iman eden birinin iddiası sonucu tekrar yüzde 80’lere kadar çıktı. Neyse ki akil adamlar işe el koyup durumu yüzde 30’a çektiler.
Böylelikle dünya üzerinde dört bilemedin beş ülkeyle birlikte en yüksek enflasyonla en uzun süreli yaşayan ülke rekorunu kırdık, kırıyoruz ve böyle giderse yeni rekorlar bizi bekliyor.
Milli Gelir konusunda Bodrum ile ilgili somut bir veri ne yazık ki yoktur. Bunun yerine Muğla iline bakarsak, Milli Gelire katkı olarak Muğla’nın 10. Sırada yer aldığını görürüz. Bodrum ise Muğla’nın yarattığı milli gelir katkısının yüzde 40’ını tek başına karşılamaktadır. Bu büyük bir orandır.
Aynı zamanda Bodrum ürettiği katma değer ile Türkiye’nin 39 ilinden daha büyük bir gelir elde etmektedir.
Maalesef bu rakamların 2000 yılına ait olanlarını bulamadım. Dolayısı ile bir karşılaştırma yapamıyoruz, ancak şimdi bunu Turizm İstatistikleri ile yapabileceğiz.
2000 yılında Türkiye’ye 10,4 milyon turist geldi ve 7,6 milyar dolar döviz bıraktı. 2025 yılında gelen turist 6 kat artarak 63,9 milyona, gelen döviz ise 8,5 kat artarak 65,2 milyar dolara yükseldi.
Belki hatırlayanınız olur. 2010’lu yıllarda yöneticiler Cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023 için çeşitli hedefler açıkladılar. Bunlar arasında Turizm de vardı. Turizmi 50 milyon turist, 50 milyar döviz getiren bir seviyeye çıkartacaklarını iddia ettiler.
Sadece Turizmi tutturdular, diğer tüm hedeflerinin oldukça uzağında kaldılar. Bunları başka bir yazıda değerlendirebiliriz. (Mesela 500 milyar dolar ihracat hedefinin yarısı bile tutmadı 220 milyarda kaldı)
Elbette Bodrum da Turizmdeki hedeflerin tutturulmasında (özellikle gelirde) önemli rol oynadı. 2000 yılında 250 bin kişi ve 200 milyon doları zar zor tutturan Bodrum 2025 yılında kişi sayısını 1,2 milyona gelirini ise neredeyse 2 milyar dolara çıkardı. Burada turizmin çeşitliliği önemli rol oynadı.
2000’li yıllarda deniz, kum, güneş üçgeninde orta gelir gurubuna hitap eden Bodrum turizmi, zamanla dönüşerek, mega yat limanları, Premium restoranlar ve dünyaca ünlü ultra lüks otellerin olduğu bir destinasyon haline geldi. Böylece ülkede turist başına 1000 dolar ortalama döviz geliri varken Bodrum’da bu 2.500-3.000 dolara yükseldi.
Elbette, 2000 yılında adı sanı olmayan Kruvaziyer turizminin Bodrum’a katkısı da yadsınamaz. 2025 yılında 116 gemi ve 138.149 yolcu ile Türkiye’de Kuşadası ve İstanbul’dan sonra üçüncü liman kenti oldu.
Sıkıntıları yok mu, hem ülkenin hem de Bodrum’un, var elbette. Ancak bu yazı bir istatistiksel tespit yazısıdır. Oturup tek tek yazmaya kalksak sayfalar doldururuz, ama burası yeri değil.
Bunları yazıyorum, çünkü eleştirenler yazının amacına bakmaksızın “E şu da şöyle ama” deyip döşeniyorlar. Onların eleştirip mutlu olacakları yazıları da yazacağız, merak etmesinler.
İşin sonuna geldik, ancak birkaç istatistik daha vermek istiyorum. Ne yazık ki bu seri olumsuz verilerle kapanacak. Elden bir şey gelmez.
Daha yeni Mumcular’a Türkiye’nin üçüncü büyük Ceza ve İnfaz evi, yani hapishanesi yapıldı. Adı da “Bodrum” olarak kondu, sanki başka ad kalmadı.
Bunu niye yazdım, ülkede 2000 yılında ceza ve infaz kurumlarında 49 bin 512 tutuklu ve hükümlü varken bu sayı 2025 yılında 433 bin 543 kişiye ulaştı. Yani neredeyse 10 kat artış gösterdi.
Bu konuda Avrupa birincisiyiz.
Diğer konuda da elimize kimse su dökemez. Düşünce suçu işledi diye 2000 yılında 15 ile 20 kişi kovuşturmaya uğrarken bu sayı 2025 te 400’e ulaştı. (Sadece bir yıl içinde)
Sonuçta 2002 yılında Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında 139 ülke arasında 100. Sırada olan Türkiye, 2025 yılında 180 ülke arasında 159. Sırada yer buldu.
Artık buna gerileme mi denir, ne denir ben de bilemedim.
25 yıllık seriyi burada bitiriyoruz. Aslında daha başka bakılacak çok gelişmeler var, ancak tutarlı veri elde etmek oldukça zor.
Bütün seriyi sabırla okuyan çıkar mı bilmiyorum, ama varsa çok teşekkür ederim. Şöyle bir göz atıp gerektiğinde faydalanırım diyenler de başım üstüne.
Yine de “arşiv notu” olarak bir kenarda tutmakta yarar var…