2025 turizm sezonunu sektör olarak ne yazık ki beklentilerimizin gerisinde kapattık. Sezon başında öngördüğümüz %10’luk artış, yıl sonunda yaklaşık %5’lik kayba dönüştü. Bu tabloya sadece gerçekleşen kaybı değil, gerçekleşmeyen beklentiyi de eklediğimizde sektör açısından toplam kaybın %15’e ulaştığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle Temmuz gibi yüksek sezonun en kritik döneminde istenilen dolulukların yakalanamaması, bu kaybın en net göstergesiydi.
Bu tablonun en önemli nedenlerinden biri, ülke genelinde yaşanan yüksek enflasyon. Bodrum gibi iç pazarı güçlü, fiyat hassasiyeti yüksek destinasyonlarda enflasyon, artık doğrudan rakip bir unsur haline gelmiş durumda. Yıllardır “yapay pahalılık” ile mücadele eden Türk turizmi, bugün Avrupa ve Rusya pazarında “pahalı ülke” algısıyla anılıyor. Ne yazık ki “Pahalı Bodrum” imajı, yabancı turistin yönünü Yunan adaları, Mısır ve Tayland gibi alternatiflere çevirmesine neden oluyor.
İspanya, İtalya, Fransa gibi klasik rakipler yetmezmiş gibi, artık enflasyon da turizmin en güçlü rakiplerinden biri haline geldi. Artan maliyetler, durağan kalan döviz kurlarıyla birleşince gelirler eriyor. Bu şartlar altında turizm yapmaya çalışan; yılın sadece 4-5 ayında gelir elde edip 12 ay ayakta kalmaya çalışan turizm çalışanları, profesyoneller ve işletmeciler benim gözümde gerçek birer kahraman.
2026 sezonu yine %10’luk beklentilerle başladı. Rezervasyonlardaki artış, kruvaziyer turizmindeki yükseliş ve Çin’e yönelik vize kolaylığıyla beklenen 1 milyon turist, umutları canlı tutuyor. Ancak 2025’te yaşananlar, sektörün zihninde umut ile belirsizlik arasında bir denge kuruyor. Hepimizin temennisi, bu yarışta umudun galip gelmesi.
Bir diğer kronik sorun ise kalifiye personel eksikliği. Bu yıl da yaşanacağı neredeyse kesin. Günümüz ekonomik koşullarında 4-5 ay çalışıp 12 ay geçinmek, özellikle kira baskısının yoğun olduğu Bodrum gibi destinasyonlarda neredeyse imkânsız. Sezon başlamadan bu endişe sektörün üzerine çökmüş durumda.
İşin ironik yanı ise şu: Aşçıbaşı arayan bir otele 180 CV başvuruyor. Tanıdık aracılığıyla yapılan başvurular da cabası. “Hani nitelikli eleman yoktu?” sorusu burada anlamını yitiriyor. Gerçek şu ki insanlar, çalıştıkları yerlerde kazançları yetmeyince yeni bir umut arayışına giriyor. Öte yandan kazanamayan küçük otel işletmecileri tesislerini lojmana çeviriyor ya da rezidans yapıp satıyor. Her iki durum da sektör açısından ciddi bir tehlike.
Görünen o ki, turizmi sadece ekonomik değil, aynı zamanda sektörel kayıplar ve umutsuzluk riski de bekliyor. Dileğimi tekrar ediyorum:
İnşallah 2026’da umut kazansın.
