Hüseyin SOFTA
Köşe Yazarı
Hüseyin SOFTA
 

TURİZMDE NEREDE KAYBEDİYORUZ, NE ZAMAN KAZANIYORUZ?

2024 ve 2025 sezonları bir gerçeği net şekilde gösterdi: Turizmi yalnızca “oda doluluğu” olarak gördüğümüz sürece kaybetmeye mahkumuz. Turizm; birçok sektörü etkileyen, kendi dinamikleri ve değerleri olan stratejik bir alandır. Onu doğru konumlandırdığımızda kazanımlarımız artar. Aksi halde rakamlar yüksek görünse bile gerçekte kaybedebiliriz. Evet, bazı istatistiklere göre rekorlar kırıyoruz. Ancak gelen turistlerin önemli bir bölümünün Avrupa standartlarında “turist” değil, “günübirlikçi” olarak değerlendirildiğini unutmamalıyız. Üstelik kişi başı harcama tutarında Avrupa’nın gerisindeyiz. İşte kaybın temel nedeni burada yatıyor. Bugün birçok yatırımcı ve yönetici oda doluluğunu ve maliyet hesaplarını merkeze alıyor; misafirin beklentileri ise geri planda kalıyor. Kitle memnuniyetine dayalı klasik anlayış, nitelikli turizm hedefi için artık yeterli değil. Artık bireysel müşteri memnuniyetini esas alan, deneyimi kişiselleştiren yeni bir hizmet anlayışına ihtiyaç var. Sürdürülebilir turizm politikalarının sahada karşılık bulması, doluluk dengesinin doğru kurulması ve misafir memnuniyetine dayalı yaklaşımlar; bizi hem kaliteli turizme hem de daha yüksek kazanca taşıyacaktır. Ancak en büyük sorunumuz “insan faktörü”. Tecrübeli personelin sektörden uzaklaşması, düşük ücret politikaları ve yüksek personel devir hızı turizmin en değerli sermayesini zayıflatıyor. Birçok tesiste personel değişim oranı %35-40 seviyelerinde. Bu, aynı pozisyonun sezon içinde birkaç kez el değiştirmesi anlamına geliyor. Böyle bir ortamda kalite ve sürdürülebilir kazanç beklemek gerçekçi değil. Bazı işletmeler kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli marka değerini zedeliyor. Sezonu adeta “vur-kaç” anlayışıyla yönetmek, turizmin geleceğine zarar veriyor. Oysa yapılması gereken belli: Turistin ülkede daha uzun süre kalmasını sağlamak, otel dışına çıkmasını ve harcama yapmasını teşvik etmek. Bu hem işletmelerin hem de ülkenin döviz girdisine katkı sağlar. Örneğin Japonya’nın turistlere ücretsiz hızlı tren bileti sunması gibi teşvik modelleri incelenmeli. Uzun vadeli planlama yapmadan, vizyon eksikliğini gidermeden, bütçesiz ve plansız şekilde maliyetlerle mücadele edemeyiz. Misafir deneyimlerinden öğrenmeli, eğitimli personeli sektörde tutacak ücret ve çalışma politikalarını geliştirmeliyiz. Her sezon personelin 3-4 kez değiştiği bir sistemle istikrar sağlanamaz. En yüksek sezonda bile %70 doluluğu başarı olarak görmek, vizyon sorunudur. Turizmin gerçeklerini ve geleceğe dönük hamleleri doğru okuyamazsak, kayıpların nedenini başka yerde aramaya gerek kalmaz.
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2026 -Salı

TURİZMDE NEREDE KAYBEDİYORUZ, NE ZAMAN KAZANIYORUZ?

2024 ve 2025 sezonları bir gerçeği net şekilde gösterdi:
Turizmi yalnızca “oda doluluğu” olarak gördüğümüz sürece kaybetmeye mahkumuz.

Turizm; birçok sektörü etkileyen, kendi dinamikleri ve değerleri olan stratejik bir alandır. Onu doğru konumlandırdığımızda kazanımlarımız artar. Aksi halde rakamlar yüksek görünse bile gerçekte kaybedebiliriz.

Evet, bazı istatistiklere göre rekorlar kırıyoruz. Ancak gelen turistlerin önemli bir bölümünün Avrupa standartlarında “turist” değil, “günübirlikçi” olarak değerlendirildiğini unutmamalıyız.
Üstelik kişi başı harcama tutarında Avrupa’nın gerisindeyiz. İşte kaybın temel nedeni burada yatıyor.

Bugün birçok yatırımcı ve yönetici oda doluluğunu ve maliyet hesaplarını merkeze alıyor; misafirin beklentileri ise geri planda kalıyor. Kitle memnuniyetine dayalı klasik anlayış, nitelikli turizm hedefi için artık yeterli değil.

Artık bireysel müşteri memnuniyetini esas alan, deneyimi kişiselleştiren yeni bir hizmet anlayışına ihtiyaç var.

Sürdürülebilir turizm politikalarının sahada karşılık bulması, doluluk dengesinin doğru kurulması ve misafir memnuniyetine dayalı yaklaşımlar; bizi hem kaliteli turizme hem de daha yüksek kazanca taşıyacaktır.

Ancak en büyük sorunumuz “insan faktörü”.

Tecrübeli personelin sektörden uzaklaşması, düşük ücret politikaları ve yüksek personel devir hızı turizmin en değerli sermayesini zayıflatıyor.
Birçok tesiste personel değişim oranı %35-40 seviyelerinde. Bu, aynı pozisyonun sezon içinde birkaç kez el değiştirmesi anlamına geliyor. Böyle bir ortamda kalite ve sürdürülebilir kazanç beklemek gerçekçi değil.

Bazı işletmeler kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli marka değerini zedeliyor. Sezonu adeta “vur-kaç” anlayışıyla yönetmek, turizmin geleceğine zarar veriyor.

Oysa yapılması gereken belli:
Turistin ülkede daha uzun süre kalmasını sağlamak, otel dışına çıkmasını ve harcama yapmasını teşvik etmek. Bu hem işletmelerin hem de ülkenin döviz girdisine katkı sağlar.

Örneğin Japonya’nın turistlere ücretsiz hızlı tren bileti sunması gibi teşvik modelleri incelenmeli.

Uzun vadeli planlama yapmadan, vizyon eksikliğini gidermeden, bütçesiz ve plansız şekilde maliyetlerle mücadele edemeyiz. Misafir deneyimlerinden öğrenmeli, eğitimli personeli sektörde tutacak ücret ve çalışma politikalarını geliştirmeliyiz.

Her sezon personelin 3-4 kez değiştiği bir sistemle istikrar sağlanamaz.
En yüksek sezonda bile %70 doluluğu başarı olarak görmek, vizyon sorunudur.

Turizmin gerçeklerini ve geleceğe dönük hamleleri doğru okuyamazsak, kayıpların nedenini başka yerde aramaya gerek kalmaz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberbodrum.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.