Başlık ilk bakışta farklı gelebilir ama aslında çok temel bir soruya dayanıyor; Ne istiyoruz?
Turizmde de durum aynı. Sezon başlarken hem tatilcinin hem turizmcinin beklentilerine bu gözle bakmak gerekiyor.
Yıllardır değişmeyen bir alışkanlık var: Sezonu kişi sayısıyla ölçmek… Doluluk oranları artsın, oteller dolsun anlayışı hâlâ baskın. Oysa artık biliyoruz ki sadece sayı odaklı yaklaşım ne turizmciyi memnun ediyor ne de tatilciyi.
Oteller dolsun diye yapılan düşük fiyat politikaları, kampanyalar ve sürekli indirimler kısa vadede çözüm gibi görünse de uzun vadede tesisin değerini düşürüyor. Güven kaybı yaratıyor ve pazar kaybını beraberinde getiriyor.
Bugün tatilci kalabalık değil, kalite arıyor.
Doğayla iç içe, kültürel değeri olan, daha sakin ve nitelikli ortamlara yönelim açıkça görülüyor. Binlerce yatak kapasiteli tesisler yerine butik otellerin tercih edilmesi de bunun en net göstergesi.
Tatilci artık tatilini; doğa, spor, kültür ve kaliteli organizasyonlarla anlamlandırmak istiyor. Daha seçici, daha bilinçli.
Turizmcinin de bu değişimi görmezden gelme lüksü yok.
“Ne olursa olsun dolsun” anlayışı kazandırmıyor, aksine kaybettiriyor. Çok turist, her zaman çok kazanç anlamına gelmiyor. Fiyat odaklı satış politikaları ise uzun vadede ciddi pazar kayıplarına yol açıyor.
Üstelik küresel gelişmeler ve bölgedeki savaş ortamı turizmde güven unsurunu zaten zorlarken, kaliteyi ikinci plana atmak riski daha da büyütüyor.
Unutulmaması gereken basit bir gerçek var:
En pahalı oda, ucuz satılan odadır.
Sonuç açık…
Tatilci kalite istiyor.
Turizmcinin de sürdürülebilir başarı için kaliteye yönelmesi şart.