Torba’da sadece ana isale hattı patlamadı.
Bilgisizlik, önyargı, nefret, çekememezlik de patladı.
Bilen konuştu, bilmeyen daha çok konuştu. Sosyal medyada yine herkes su uzmanı, altyapı mühendisi oldu.
Mal bulmuş mağribi gibi…
Önce şunu söyleyelim.
Evet, Torba’da ana isale hattı patladı. Tonlarca su boşa aktı. Bir araç zarar gördü, içindeki vatandaşlarımız ciddi korku yaşadı. Bunların hiçbirini görmezden gelemeyiz.
Eleştirelim.
Ama önce bir bakalım, ne olmuş, neden olmuş?
Çünkü Bodrum’un su meselesi üzerinden konuşacaksak hafızamızı geçen haftadan değil, birkaç yıl öncesinden başlatmak zorundayız.
Ben Bodrum’da susuzluktan en fazla şikayet edenlerden biriyim.
Evimde depo olmasına rağmen günlerce su alamadığım oldu. Çıldırdım, isyan ettim. Yazdım da. Arşiv orada.
Ama şimdi aynı açıklıkla başka bir şeyi de söylemek zorundayım;
Bu yaz evimde bir kez bile su kesintisi yaşamadım.
Benim için mesele bu kadar basit.
Dün kötüye kötü dediysem, bugün iyiye de iyi demek zorundayım.
Geçen yıllarda Bodrum’da ana isale hattı patlakları artık haber değeri taşımayacak hale gelmişti. Muhabir arkadaşlarımız bazı patlaklara gitmiyordu bile.
Çünkü sıradanlaşmıştı.
Yıllar içinde ana isale hattında binlerce patlak yaşandı. Torba’da meydana gelen büyük patlaklarda ise bazen bütün yarımada günlerce susuz kaldı.
Şimdi soruyorum;
Bu kış Bodrum’un su altyapısında ciddi çalışmalar yapıldıktan sonra, bu yaz geçen yıllardaki gibi kaç büyük patlak haberi duydunuz?
Bir de Torba’daki son olaya bakalım.
Ana hat patladı.
Peki bütün Bodrum susuz mu kaldı?
Hayır.
Çünkü eskiden tek noktadan dağılan sistem artık üç ayrı noktadan beslenebiliyor. Son patlakta bu nedenle bütün yarımadanın suyu kesilmedi. Tamir süresince ağırlıklı olarak kuzey hattı etkilendi.
Bence tartışmamız gereken yer tam da burası.
Aynı patlak iki yıl önce olsaydı ne olurdu?
Bodrum kaç gün susuz kalırdı?
Üstelik patlayan bölüm yeni yapılan hatlardan biri değil. Değiştirilmesi planlanan eski hatlardan.
Bunları söylemeden sadece “boru yine patladı” diye bağırmak kolay.
Ama gazetecilik de, muhalefet de, eleştiri de bundan biraz daha fazlasını gerektiriyor.
Burada benim derdim MUSKİ’yi savunmak değil.
Ahmet Aras’ı savunmak hiç değil.
MUSKİ bugün doğru yapar desteklerim, yarın yanlış yapar karşısında dururum. Ahmet Aras için de, Tamer Mandalinci için de, başka bir belediye başkanı için de ölçüm aynı.
Bodrum’a faydası var mı, yok mu?
Ben ona bakarım.
Çünkü bu şehir yıllarca su yüzünden çok çekti.
Şimdi yapılan yatırımlar sonucunda sistem geçen yıllara göre daha sağlıklı çalışıyorsa bunu söylemek neden birilerini savunmak olsun?
Tam tersine, söylememek haksızlık olmaz mı?
Elbette Bodrum’un su sorunu bitmedi.
Eski borular hala var. Patlaklar yine olacak. Arızalar olacak. Kesintiler yaşanacak. Daha yapılması gereken çok iş var.
Olduğundan fazla başarı hikayesi yazmanın da anlamı yok.
Ama yapılanı yok saymanın da anlamı yok.
Eleştireceğiz kardeşim.
Hem de gerektiğinde en ağır şekilde.
Ama bilgiyle eleştireceğiz.
Dün söylediğimiz sözlerin esiri olup bugün gördüğümüz gerçeği inkar etmeyeceğiz.
Birileri başarısız olsun da “bakın biz demiştik” diyelim diye Bodrum’un zarar görmesini beklemeyeceğiz.
Çünkü mesele Ahmet Aras değil.
Mesele MUSKİ de değil.
Mesele Bodrum.
Bodrum’un suyu daha az kesiliyorsa, ana hat patladığında bütün yarımada günlerce susuz kalmıyorsa, yıllardır kangren olmuş altyapıya sonunda ciddi biçimde müdahale ediliyorsa ben buna iyi derim.
Kim yaparsa yapsın.
Yarın yanlış yapılırsa ona da yanlış derim.
Kim yaparsa yapsın.
Benim anlayışım da bu.
O nedenle geçen yıllarda MUSKİ’yi en sert eleştirenlerden biri olarak bugün yapılan doğru işleri destekliyorum.
Birilerinin hoşuna gitsin diye değil.
Bodrum’un yararına olduğu için.