Baştan söyleyeyim; bu yazı Kemal Kılıçdaroğlu yazısı değil. Bu yazı, siyasetin bugün geldiği acınası noktanın yazısı.
Kendi düşüncemi açık açık söyleyeyim.
Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nu sadece Bodrum’da değil, hiçbir yerde görmek istemiyorum. Hatta yüzünü gördüğümde tüylerim diken diken oluyor.
Bana göre, "mutlak butlan" tartışmalarıyla yeniden genel başkanlık koltuğuna oturmayı kabul etmek, zaten yıllardır girdiği hiçbir seçimi kazanamamış, ağır eleştiri alan bir siyasi kariyerin üzerine yeni bir yük bindirmekten başka bir şey değildir. Toplumun önemli bir kesiminin tepkisini göze alarak, o kesimin hayallerini yıkarak o koltuğa oturmanın ne CHP'ye ne de Türk siyasetine bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Hatta bunun iktidarın ekmeğine ballı kaymak sürmek olduğunu düşünüyorum.
Ama dikkat edin...
Bu benim fikrim.
Sadece beni bağlar.
Ben düşüncemi söylerim. Katılan olur, katılmayan olur. Kimseye "ben sizin adınıza konuşuyorum" demem. Kimsenin adına imza toplamam. Kimse adına karar vermem.
Çünkü buna hakkım yok.
İşte tam da burada siyaset rayından çıkıyor.
Son yıllarda siyaset, fikir üretme zemini olmaktan çıktı; reklam üretme alanına dönüştü.
Kişisel rant uğruna yapılan gösteriler...
Sosyal medyada birkaç beğeni almak için hazırlanan kampanyalar...
Rüzgar hangi taraftan esiyorsa oraya savrulan açıklamalar...
Ve en önemlisi...
Kendi fikrini söylemek yerine, bütün toplum adına konuşma hastalığı...
Bodrum'da her görüşten insan yaşıyor.
AK Partili de var...
CHP'li de var...
MHP'li de var...
İYİ Partili de...
DEM Partili de...
Demokrat Partili de...
Hatta bugün hala Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyen CHP'liler de var.
Bu şehrin gerçeği budur.
Hiç kimse çıkıp da "Bodrum bunu istiyor", "Bodrum bunu istemiyor" deme hakkına sahip değildir.
Çünkü hiçbir siyasi parti, hiçbir dernek, hiçbir grup, hiçbir platform tek başına Bodrum'u temsil etmez.
Edemez.
Aslında bu sadece Bodrum için değil, Türkiye'nin tamamı için geçerlidir.
Demokrasi tam da budur.
Herkes kendi adına konuşur.
Başkalarının yerine değil.
Bugün birileri kendi siyasi görüşünü bütün Bodrum'un ortak iradesi gibi göstermeye çalışıyorsa, bunun adı siyaset değildir.
Bunun adı reklamdır.
Bunun adı şovdur.
Ve ne yazık ki son yıllarda şov yapanların sayısı, siyaset yapanların sayısını geçti.