Bodrum'u eleştirmekle, Bodrum'u karalamak arasında çok ciddi bir fark var.
Ben yıllardır bu kentte gazetecilik yapıyorum. Su sorununu da yazdım, trafiği de, fırsatçılığı da... Gerektiğinde en sert eleştirileri yaptım, yapmaya da devam ederim. Çünkü gazetecilik bunu gerektirir.
Ama son yıllarda başka bir alışkanlık oluştu.
Bodrum denildiği anda sanki herkes kötü bir haber çıkmasını bekliyor.
Bir restoranda yüksek hesap mı geldi? "İşte Bodrum..."
Bir beach'te şezlong pahalı mı? "Bodrum uçmuş..."
Şimdi de topu 400 liraya satılan dondurma günlerce konuşuluyor.
Oysa aynı Bodrum'da 50 liraya da gayet güzel dondurma yiyebilirsiniz.
İsterseniz mütevazı bir pansiyonda tatil yaparsınız, isterseniz geceliği yüz binlerce lira olan bir otelde kalırsınız. Bu şehrin özelliği zaten budur. Her bütçeye hitap eden seçenekleri aynı anda sunabilmesidir.
Üstelik bu sadece Bodrum'a özgü bir durum da değildir.
Bugün Ankara'da da, İstanbul'da da, dünyanın en gözde turizm merkezlerinde de çok pahalı işletmeler bulabilirsiniz. Fiyatı belirleyen yalnızca şehir değil; işletmenin konsepti, hizmet anlayışı ve hedef kitlesidir.
Ama konu Bodrum olunca tek bir işletmenin fiyatı, bütün şehrin etiketi haline getiriliyor.
İtiraz ettiğim tam olarak bu.
Aynı algıyı Yunan adalarıyla yapılan kıyaslamalarda da görüyoruz.
İnsanlar Yunanistan'da en uygun tavernada yedikleri yemeğin hesabını paylaşıyor, sonra Bodrum'da en lüks mekanlardan birindeki adisyonla karşılaştırıyor.
Böyle bir kıyaslama ne kadar sağlıklı olabilir?
Yunan adalarında da çok pahalı mekanlar var. Bodrum'da da çok uygun fiyatlı işletmeler...
Gerçek bu kadar basit.
Geçtiğimiz günlerde tam da bunu anlatan bir video paylaştım.
Beklediğim gibi yorumlar geldi.
"Parayla konuşturmuşlar..."
"Bedava yemiş..."
Bunlar artık beni şaşırtmıyor, hatta alıştım.
Beni asıl düşündüren ise başka bir şey oldu;
Kendi ülkesini kötülemek için adeta fırsat kollayan ne kadar çok insan varmış...
Yunanistan söz konusu olduğunda övgü yarışına giren, Türkiye söz konusu olduğunda ise en ağır ifadeleri kullanan insanlar...
Sanki Bodrum'un kötülenmesi birilerini mutlu ediyor.
Oysa ben ne pahalı işletmeleri savunuyorum ne de fırsatçılığı.
Tam tersine, vatandaşı kazıklayan kim olursa olsun dün de eleştirdim, bugün de eleştiriyorum, yarın da eleştireceğim.
Ama birkaç fırsatçıyı bütün Bodrum'un temsilcisi gibi göstermek de en az o fırsatçılık kadar yanlış.
Çünkü bu şehirde işini hakkıyla yapan, kaliteli hizmet veren, makul fiyatla çalışan binlerce esnaf var.
Onlar nedense haber olmuyor.
Eleştirelim.
Yanlışları yazalım.
Fırsatçının da üzerine gidelim.
Ama gerçekleri de çarpıtmayalım.
Bir dondurmanın, lahmacunun, bir adisyonun ya da tek bir işletmenin üzerinden koskoca bir şehri yargılamayalım.
Çünkü Bodrum, sosyal medyada dolaşan birkaç pahalı hesap fişinden ibaret değil.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bodrum'u sürekli kötülemek gerçekten kime ne kazandırıyor?