Bir bayram tatili daha bitti, insanlar tatil yöreleri veya memleketlerinden geri döndüler. Benim gibi evinde kalanlar da kendilerine göre eğlendiler, dinlendiler.
Kimileri de çalıştı.
İşte ben o çalışanlardandım, eski bayramlarda. Tatil köyü genel müdürlüğü, seyahat acentesi koordinatörü, uluslar arası tur şirketi danışmanı ya da yine uluslar arası tatil köyü zinciri denetimcisi olarak hiç bayram tatilim olmadığı gibi bayramlar bize ek yük getirir, kimi zaman kabus yaşatırdı.
“Kabus” diyorum, “bayram nasıl kabus olur” demeyin. Başında bulunduğunuz kuruluşun bayram için kaldırdığı otobüslerden biri kaza yapıp biri rehber on bir misafiriniz vefat ederse düştüğünüz durumu nasıl betimlerdiniz?
Her neyse, hayatın akışı içinde var bunlar.
Tatile gitmez miydim, daha önce elbette giderdim. 1972 yılından beri her fırsat bulduğumuzda arkadaşlarla Ankara’dan Bodrum’a kaçardık. Daha sonra ilk zevcemle de hep Bodrum’a geldik, ikincisiyle de.
İlk arabamı aldığımda ablam eniştem ve yeğenlerimle gittiğimiz Side tatilinden geri dönerken, tıpkı bugün gibi yollarda uzun araç kuyrukları oluşurdu. Seferhisar Eskişehir ayrımından Ankara’ya dönmek bir olaydı.
Şimdi de aynı. Çok gülüyorum TV’de yayınlanınca. Pek bir şey değişmemiş diye.
Bu arada bizim Bodrum’daki yerel haber sitelerine hayranım bu konuda. Arife günü “Bodrum’a akın var bir günde 20.000 araç giriş yaptı” diye haber yapıp Bodrum içinden tıkalı bir yolun fotosunu yayınlayan arkadaşlar, ertesi yıl veya bayramda da aynı fotoyu ve aynı sayıyı vermekten hiç kaçınmazlar.
Bayramın son günlerine yakın ise giden arabaların sayısı nedense 10.000 olarak verilir.
Her neyse ellerine sağlık, habercilerin de tatili yoktur, işleri zordur.
Yine eski bayramlardan bahsederken aklıma geldi, bir büyük Alman tatil köyü operatörünün temsilcisi yerli firmanın danışmanlığını yaparken Fethiye Ölü Deniz’de yine böyle bir 9 günlük bayram tatiline denk geldik. Tesis 1200 kişilik tatil köyü ve 900 kişilik oteliyle sanki bir küçük şehir gibi. 13 adet restoranı var. Düşünün F&B departmanının halini.
Neyse arkadaşlarla Fethiye’ye mal almaya indik. Satın Alma Müdürü ile birlikteyiz. İlk şoku yumurtacı da yaşadım. “Bak usta günde eksiksiz 3000 adet yumurta istiyorum ona göre” dedi bizim Müdür. Ben bu boyutla ilk kez karşılaşıyorum. Bana iki tane yeter menemen için…
İkinci şoku ise balıkçıda yaşadım. Daha önceden ısmarlanan balıkları gördük, ben gözlerime inanamadım. Kasalardan oluşmuş küçük bir tepe gibi. Zaten tartının sonunda çıkan miktar da öyle idi; 1.100 kilo, yani 1 ton 100 kilo.
O zamanlar Ruslar yoktu, Almanlar ve İngilizler ile biz Türklerin oluşturduğu misafir kitlesi 9 günde her şeyi afiyetle yedi bitirdi.
Emel Sayın hanımefendi de özel konuğumuzdu. Kendisine ve yeğenine bayram sonuna kadar eşlik etmekten büyük keyif aldım. Gerçekten kafa dengi insanlardı.
Hayatımda en hoşuma giden iki bayram tatili vardı ki tadından yenmez. Temmuz başı 4 aylık er olarak Antalya’da askerliğime başladığımın 10. Gününde bir haftalık Ramazan Bayramı tatili başladı. Aradan 2 ay 10 gün geçti bu sefer 9 günlük Kurban Bayramı tatiline çıktık. Yani gitti mi zaten 15 gün. Kurban’ın arkasından fıtık ameliyatı olup bir ay da hava değişimi aldım.
Yani ben de güya askerlik yapmış oldum.
Neyse, nerede o eski bayramlar dedik, buralara geldik.
Bu arada bu bayram tatili Bodrum’da pek de parlak geçmedi sanırım. Yerel basın Bodrum’dan ziyade Kos’u, Leros’u ve onlara giden feribotlara binmek için sırasını bekleyenleri resmetti.
Konaklama fiyatlarına bakınca ben de komşuyu tercih ederdim açıkçası. Bir türlü fiyat/talep dengesini tutturamadık gitti. Bütün parayı bir bayram tatilinde kazanmayalım, daha uzun bir sezon var.
Bu konuyu ayrıca işlemek gerekiyor bence.