Biraz felsefi bir yazı olacak, ancak pratik hayatı felsefe gözlüğü ile incelemek insana yeni bakış açıları kazandırabiliyor.
Yaşadığımız kent olarak Bodrum’u düşünürsek son 50 yılda, önceleri yavaş, ancak sonraları daha hızlı bir “yığılma” ile karşılaştı. Bakınız “kentleşti” demiyorum.
Ülkenin iktisadi kalkınması ile kentleşme arasında doğrusal bir ilişki olduğunu biliyoruz. Büyük kentler bu şekilde kente göçen insanların “yığılması” sonucu son elli yılın “kentleşme” dediğimiz sorunlarını yaşar hale geldiler.
Merkezi hükümet ve yerel yönetimler kırsaldan kente göçü önleyemedikleri gibi üstü örtülü bir şekilde desteklediler. Keza kente gelmiş köylü aynı zamanda ucuz işgücü demekti.
Son dönemde benzer bir olayı Suriyelilerle yaşadık. Hükümet önlenebilir göçü önlemedi, böylece sanayiciye yeni ve merdiven altı olabilecek (öyle oldu zaten) bir işgücü sundu. Bu arada asgari ücret taleplerini de “ucuz alternatifi var” diye minimumda tuttu.
Benim “yığılma” dediğim ana çoğu iktisatçının “kentleşme” dediği bu sosyolojik olgu “kentleşme yenilik ve ekonomik kalkınmayı destekledi mi” sorusunu gündeme getirdi.
Türkiye’yi de yakından tanıyan iktisatçı Kuznets “Kentleşme, sanayileşme ve modern ekonomi için gerekli bir koşuldur” diyerek kente dayalı yeni bir iktisadı kalkınma modeline önayak oldu.
Bizim kentlerimiz de bu gelişmenin elbette dışında kalmadı, kalamazdı. İstanbul mega kente dönüştü. Diğer şehirler kontrol dışı büyüdü ve ülke kalkınmasına belki katkı yaptılar ama kendileri de amansız sorunlar sarmalına girdiler.
Bodrum işin turizm tarafında rol aldı. Antalya’da aynı taraftaydı, ama oraya Dünya Bankası el atmıştı ve bu satıları yazan ben 1978 yılında Antalya bir Dünya Bankası uzmanından “Burası 2000 yılına kalmaz Akdeniz çukurunun bir numaralı turizm şehri olacak” dediğini duyduğumda ayaklarımın altında kumlar, çayırlar havaya uçuyor, Çamyuva’nın bugünkü halini hayal bile edemiyordum.
İşte ortaya “insan” çıktı ve en başından gelişmeyi kontrol altına aldı. “Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi” ve diğer yatırımlar bugünkü 16 milyon turistin geldiği Antalya’yı doğurdu.
Bodrum’un böyle bir şansı olamadı. Kimse kalkıp burası da turist alıyor Marmaris’te alıyor bu Muğla’nın turizm gelişim işine bir el atalım, başından itibaren bir çeki düzen verelim falan demedi.
Dalaman’ı yaptı, sonra da Milas Bodrum’u yaptı, tamamdır benim işim bitti dedi ve geri kalan altyapıyı tümüyle şehir yönetimlerine terk etti.
Sonunda olan oldu, çarpık çurpuk, dağı taşı kibrit kutusu evlerin doldurduğu trafiği sorun, yeterli suyu olmayan bugünkü kent ortaya çıktı.
Elbet “yığılma” özellikle inşaat sektöründe ucuz işgücü arzı olarak işe yaradı. Ama bu hiçbir zaman “kentleşme”yi getirmedi.
Ben buna iki örnek veririm genellikle; Bodrum’a geldiğimde (2008 yılı) Konacık semtine giremiyorduk. Malum sebepler yüzünden. Sonra bir başkan geldi ve üç yıl içinde ortalığı öyle bir hale soktu ki benim arkadaşlarım Konacık’tan villa aldılar.
İkinci örnek ise daha yakın zamanda Marmaris’ten. Turunç’ta otel inşaatına başladığımız 2014-15 yıllarında Marmaris berbat haldeydi. Otel bitti daha 2 yıl geçmeden bir gün tesadüfen İçmeler’in içinden geçmek zorunda kaldım, yemin ederim kendimi bir batı ülkesi sahil kentinde zannettim.
Bunu başaran da bir insan faktörüydü. Bu, bağıra çağıra kendisine rakip olacağını ilan eden bir başkanın (Bodrum) şehrine hiçbir çivi çakmayıp bütün gücüyle Marmaris’i harika bir resort kenti haline sokan büyükşehir başkanıyla ilgiliydi.
Çok uzattım, ancak bunları yazmam gerekiyordu. Kalkınma da kentleşme de tamamen insan unsurunun bilgi ve becerisi ile kontrol edilebilir, o zaman kentler güzelleşir, çağdaş yaşam koşullarına kavuşur, turistler de memnun kalır.
Lütfen bana şimdiki büyükşehir başkanının Bodrum’da başkan olduğu süre içerisinde, ya da şimdiki Bodrum başkanının üç yıllık başkanlık süresi içerisinde kente yaptıkları tek olumlu, somut katkıyı gösterin.
Lütfen çay bahçeleri demeyin…