Mustafa BALCI
Köşe Yazarı
Mustafa BALCI
 

ENFLASYON VE TURİZM

Bir kere başlığında “enflasyon” geçen bir yazıyı yazmaktan utanıyorum. Derler ya neredeyse “kendimi bildim bileli” bu enflasyon belasını başından atamamış bir ülkenin sade vatandaşı olmaktan gerçekten utanıyorum. İşin içinde iktisattan anlayan bir birey sayılmanın da ayrı bir acısı ve utancı da var. Anlasak ne yazar, artık o kadar üzerimize sinmiş bir kara bulut ki herkesi mağdur ediyor. Cuma günü (3 Temmuz) Haziran ayı enflasyon oranı ile birlikte ilk altı aylık enflasyon da açıklandı: Yüzde 32,11. Kendimi gerçekten çok aşağılanmış ve bir kere daha aldatılmış hissettim. Üç yıl önce seçimlerde bir kere daha seçilmeye çalışan kişi, yüksek enflasyonun altında ezilen halkı “sizi bu beladan ancak ben kurtarırım” diye başa gelmemiş miydi? Hani nerede? O tarihlerde de yüzde 60larda olan enflasyon bugün de yüzde 30larda dolanıp duruyor. Kısaca bakarsak eğer; 2023 Yıllık TÜFE: Yüzde 64,8, 2024’ye yüzde 44,4 ve geçen yıl yüzde 30,9 oranlarda gerçekleşti. Bu arada belirtmek gerekir, bu oranlara kimse inanmıyor (bence Maliye Bakanı da dahil) ve oranın bu yüzdelerden en az iki katı oranında yüksek olduğuna inanıyor. Bence az bile inanıyor, mesela siz geçen Haziran ayında fiyatların sadece yüzde 0,99 –yani bir bile değil- arttığına inanıyor musunuz? Neyse, enflasyonu üç yılda yüzde 10’un altına düşüreceğini öne süren RTE’nin bugünkü durumdan gocunduğunu hiç zannetmiyorum. Halkı, Afrika ülkeleri dahil, belki Arjantin hariç, dünyanın tüm ülkelerinden kat be kat fazla enflasyonla yıllardır sürünürken onun keyfinin yerinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten makul düzeyde giden enflasyonu faizi “nas” diye tutturup azdıran kendisi değil miydi? Yazı yine hedefinden şaştı, tamamen enflasyona döndü, turizmi unuttuk neredeyse. Demek ki ne kadar dolmuşuz bu enflasyon belasıyla ilgili olarak başlayınca yazmaya duramıyoruz. Keza daha “işin erbabı” denen Maliye Bakanı’ndan hiç bahsetmedik. Enflasyon ülkedeki tüm sektörleri derinden sarstığı gibi hemen hemen 55 üretim ve hizmetler alt sektörüyle içli dışlı çalışan Turizmi de aynı şiddette, ancak zincirleme katlanarak etkiler. Öncelikle turistik yatırımları ele alalım, keza yatırım olmadan üretim olmaz ve katma değer yaratamayız. Enflasyonist bir ortamda proje yapıp, ama satın alma ile ama uzun dönem kiralama ile bir araziye, doğru dürüst önündeki bırak 10 yılı üç yılı göremeyen yatırımcı neden yatırım yapsın? Kullanacağı finansman maliyeti yüzde elliyi aşmış ise yatırım yapacağına eldeki sabit sermayeyi net yüzde 40 ile vadeli mevduata yatırır, keyfine bakar… Süreli enflasyon Turizmcinin satış fiyatlarını belirlerken göz önüne alacağı ana girdileri olan ulaşım, konaklama ve yiyecek içecek alış fiyatlarına göre kuracağı dengeleri bozmakla kalmaz, alt üst eder. Girdi fiyatlarında beklediği olası artışları fiyatlarına yansıtmaya kalksa o fiyatlar rekabet edecek sınırların çok uzağında kalır ve talep düşer. Yansıtmasa sezon sonunda ettiği zararla baş başa kalır, derdini kimse anlamaz… Bu arada, uyanık devlet enflasyonu dizginlemek pahasına döviz fiyatlarını sürekli baskı altında tutmaya çalışmaktadır. Ülkede son zamanlarda ilk kez döviz rezervleri 150 milyar doların (brüt) altına inmiştir. İyi de bu ne kadar sürecektir? İhracatçı ve turizmci artan girdi fiyatlarını döviz değerindeki artışla karşılamaya çalışırken o da sabit yerinde saymaktadır. Oradan da bir umut yoktur. Bozulan fiyat dengeleri ve TL bazında artan fiyatlar genel seviyesi turizm satış fiyatlarını da yükseltmekte, bu da tatil bütçelerinde enflasyonun yarattığı erozyonu önleyemeyen tatilcinin talebini düşürmektedir. Burada bahsedilen” lüks turizm arzı ve talebi” değildir. Sakın yanlış anlaşılmasın. Konaklama ve yeme – içme tesislerinin en önemli girdisi personel istihdam gideridir. İyi yetişmiş, işinin ehli personelin maaşı da yüksektir. Enflasyon baskısı ve sezonun belirsizliklerinin doğurduğu temkinli davranma sonucu daha düşük personel bütçesine yönelmek daha düşük kalitede işgücünü işe almayı doğurur. Bu da turizmin en önemli unsuru olan hizmet kalitesinin düşmesine neden olur. Yazacak çok şey var ama kısa keselim, enflasyon havuz bakımından çay ikramına, uçak seçiminden kat görevlisinin oda temizliğine kadar hemen hemen her şeyi olumsuz etkiler. Bugün dondurmanın külah fiyatından lahmacun fiyatına, suyun bir bardağından rakının bir kadehine kadar süren piyasadaki fiyat savaşlarının en önemli (bana göre tek) nedeni enflasyondur. Dilerim bu dünyada göçmeden enflasyonu alt etmiş ülkeler gibi yüzde 5 düzeyinde bir enflasyon ortamını görürüz de gözümüz açık gitmez…
Ekleme Tarihi: 04 Temmuz 2026 -Cumartesi

ENFLASYON VE TURİZM

Bir kere başlığında “enflasyon” geçen bir yazıyı yazmaktan utanıyorum. Derler ya neredeyse “kendimi bildim bileli” bu enflasyon belasını başından atamamış bir ülkenin sade vatandaşı olmaktan gerçekten utanıyorum.

İşin içinde iktisattan anlayan bir birey sayılmanın da ayrı bir acısı ve utancı da var. Anlasak ne yazar, artık o kadar üzerimize sinmiş bir kara bulut ki herkesi mağdur ediyor.

Cuma günü (3 Temmuz) Haziran ayı enflasyon oranı ile birlikte ilk altı aylık enflasyon da açıklandı: Yüzde 32,11. Kendimi gerçekten çok aşağılanmış ve bir kere daha aldatılmış hissettim.

Üç yıl önce seçimlerde bir kere daha seçilmeye çalışan kişi, yüksek enflasyonun altında ezilen halkı “sizi bu beladan ancak ben kurtarırım” diye başa gelmemiş miydi? Hani nerede?

O tarihlerde de yüzde 60larda olan enflasyon bugün de yüzde 30larda dolanıp duruyor. Kısaca bakarsak eğer;
2023 Yıllık TÜFE: Yüzde 64,8, 2024’ye yüzde 44,4 ve geçen yıl yüzde 30,9 oranlarda gerçekleşti.

Bu arada belirtmek gerekir, bu oranlara kimse inanmıyor (bence Maliye Bakanı da dahil) ve oranın bu yüzdelerden en az iki katı oranında yüksek olduğuna inanıyor.

Bence az bile inanıyor, mesela siz geçen Haziran ayında fiyatların sadece yüzde 0,99 –yani bir bile değil- arttığına inanıyor musunuz?

Neyse, enflasyonu üç yılda yüzde 10’un altına düşüreceğini öne süren RTE’nin bugünkü durumdan gocunduğunu hiç zannetmiyorum. Halkı, Afrika ülkeleri dahil, belki Arjantin hariç, dünyanın tüm ülkelerinden kat be kat fazla enflasyonla yıllardır sürünürken onun keyfinin yerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Zaten makul düzeyde giden enflasyonu faizi “nas” diye tutturup azdıran kendisi değil miydi?

Yazı yine hedefinden şaştı, tamamen enflasyona döndü, turizmi unuttuk neredeyse. Demek ki ne kadar dolmuşuz bu enflasyon belasıyla ilgili olarak başlayınca yazmaya duramıyoruz. Keza daha “işin erbabı” denen Maliye Bakanı’ndan hiç bahsetmedik.

Enflasyon ülkedeki tüm sektörleri derinden sarstığı gibi hemen hemen 55 üretim ve hizmetler alt sektörüyle içli dışlı çalışan Turizmi de aynı şiddette, ancak zincirleme katlanarak etkiler.

Öncelikle turistik yatırımları ele alalım, keza yatırım olmadan üretim olmaz ve katma değer yaratamayız. Enflasyonist bir ortamda proje yapıp, ama satın alma ile ama uzun dönem kiralama ile bir araziye, doğru dürüst önündeki bırak 10 yılı üç yılı göremeyen yatırımcı neden yatırım yapsın? Kullanacağı finansman maliyeti yüzde elliyi aşmış ise yatırım yapacağına eldeki sabit sermayeyi net yüzde 40 ile vadeli mevduata yatırır, keyfine bakar…

Süreli enflasyon Turizmcinin satış fiyatlarını belirlerken göz önüne alacağı ana girdileri olan ulaşım, konaklama ve yiyecek içecek alış fiyatlarına göre kuracağı dengeleri bozmakla kalmaz, alt üst eder. Girdi fiyatlarında beklediği olası artışları fiyatlarına yansıtmaya kalksa o fiyatlar rekabet edecek sınırların çok uzağında kalır ve talep düşer. Yansıtmasa sezon sonunda ettiği zararla baş başa kalır, derdini kimse anlamaz…

Bu arada, uyanık devlet enflasyonu dizginlemek pahasına döviz fiyatlarını sürekli baskı altında tutmaya çalışmaktadır. Ülkede son zamanlarda ilk kez döviz rezervleri 150 milyar doların (brüt) altına inmiştir.

İyi de bu ne kadar sürecektir? İhracatçı ve turizmci artan girdi fiyatlarını döviz değerindeki artışla karşılamaya çalışırken o da sabit yerinde saymaktadır.

Oradan da bir umut yoktur.

Bozulan fiyat dengeleri ve TL bazında artan fiyatlar genel seviyesi turizm satış fiyatlarını da yükseltmekte, bu da tatil bütçelerinde enflasyonun yarattığı erozyonu önleyemeyen tatilcinin talebini düşürmektedir.

Burada bahsedilen” lüks turizm arzı ve talebi” değildir. Sakın yanlış anlaşılmasın.

Konaklama ve yeme – içme tesislerinin en önemli girdisi personel istihdam gideridir. İyi yetişmiş, işinin ehli personelin maaşı da yüksektir. Enflasyon baskısı ve sezonun belirsizliklerinin doğurduğu temkinli davranma sonucu daha düşük personel bütçesine yönelmek daha düşük kalitede işgücünü işe almayı doğurur. Bu da turizmin en önemli unsuru olan hizmet kalitesinin düşmesine neden olur.

Yazacak çok şey var ama kısa keselim, enflasyon havuz bakımından çay ikramına, uçak seçiminden kat görevlisinin oda temizliğine kadar hemen hemen her şeyi olumsuz etkiler.

Bugün dondurmanın külah fiyatından lahmacun fiyatına, suyun bir bardağından rakının bir kadehine kadar süren piyasadaki fiyat savaşlarının en önemli (bana göre tek) nedeni enflasyondur.

Dilerim bu dünyada göçmeden enflasyonu alt etmiş ülkeler gibi yüzde 5 düzeyinde bir enflasyon ortamını görürüz de gözümüz açık gitmez…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberbodrum.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.