Bugün 2025 yılının son gününü yaşıyoruz, 31 Aralık 2025, sonra yeni yılın ilk günü gelecek, 1 Ocak 2026. Aynı zamanda 21.Yüzyılın ilk çeyreği bitip, 2.çeyreği başlayacak.
Bakıyorum etraf 2025’in değerlendirmesini yapmakla meşgul. 2026’ya dönük karamsar beklentiler ağırlıkta.
Düşündüm de 21.YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİ (2025) bitip İKİNCİ ÇEYREĞİ ( 2026-2050) başlarken dönüp bir geriye bakıp son 25 yılımızı değerlendirsek ve sonra gelecek 25 yılımıza bir baksak daha anlamlı olmaz mı acaba?
2000 yılı sonuna dönelim. 31 Ocak 2000 yılbaşına, ertesi gün 21. Yüzyıl. 1 Ocak 2001, ne muhteşem bir tanıklık, bir yüzyıl bitiyor, yeni bir yüzyıl başlıyor.
O günkü kadar olmasa bile bu gün de bir yüzyılın dörtte birini devirmiş olacağız, gelsin bakalım 21. yüzyılın ikinci çeyreği. 2050’ye kadar yolumuz var. Kuşkusuz var olanlar için, benim gibi morukların hangi durakta inecekleri pek belli olmaz, ancak son durağa kadar yaşamaları büyük sürpriz olur.
Zaman çabuk geçiyor. 2001’in başında 25 yıl sonra böyle bir dünyada yaşayacağımızı çoğumuz tahmin edemezdik.
Mesela, siz hiç tahmin eder miydiniz, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’a Anayasa kitapçığını fırlattığı günlerden, Cumhurbaşkanı’nın varlığını borçlu olduğu Anayasa’yı hiç takmayacağı, üstüne üstlük kabul edilmiş Anayasa üstü kanunları da hiçe sayıp uygulamayacağı günlere geleceğimiz, hiç aklınıza gelir miydi bundan 25 sene önce.
Mesela 25 sene önce hiç aklınıza gelir miydi 25 yıl sonra hala asgari ücretin ayda 500 dolar civarında dolaşacağını ve 12 milyon kişinin açlık sınırı altında yaşayacağını.
Mesela diyelim ki bir arkadaşınız sizi aradı ve dedi ki “yahu bu 2002 enflasyonu da yüzde 30,8 çıktı, ne olacak bu işin sonu”, siz de onu “bekle kardeşim yeni hükümet bu işi çözme konusunda kararlı, mutlaka düşecektir” diye yanıtladınız. Aradan 23 yıl geçtikten sonra aynı hükümet iktidardayken ve enflasyon hala 31,5 iken bu arkadaşınızın sizi tekrar aramasını ister miydiniz?
Mesela çoluk çocuk binlerce kişinin katilinin 1999’da yakalanıp ömür boyu bir adaya kapatıldıktan 26 yıl sonra ayağına Cumhuriyetin seçilmiş milletvekillerinin gideceğini ve güya sağ milliyetçi, ülkücü ve hükümet ortağı bir partinin genel başkanı tarafından takdis edileceğini.
Mesela birisi size önümüzdeki 25 yılda 9 milli eğitim bakanı değişecek ve buna paralel olarak tam 17 kere de müfredat değişecek deseydi herhalde inanamazdınız. Aynı kişi size 2025 yılında eğitimde dünyanın en geri ülkeleri ile anıldığınızı, bilimsel araştırmada İran’dan bile geri düştüğünüzü, buna karşılık her ilde bir üniversitemiz olacağını söylese, güler miydiniz, ağlar mıydınız.
Mesela 2001 yılının ilk gününde, 25 yıl sonrasının Türkiye’sinde bir yılda 394 kadının öldürüleceğini (2024), din öğrensin diye gönderilen izinsiz kursta 6 çocuğun diri diri yandığını (2015), tecavüz ve çocuk istismarı vakalarında dünyada önde gelen ülke haline geleceğimizi söylese herhalde “hadi be oradan” der geçerdiniz.
Mesela, 2001 yılında komik bir arkadaşınız size ABD ye kaçan gericinin yandaşlarının hükümet tarafından desteklenmesinin süreceğini, tarikat başının geri dönmesi için ağıtlar yakılacağını, sonra da bu gericinin adamlarının gündüz gözü ihtilal kalkışmasına kalkışacağını söylese yüzünüzde bir gülümseme oluşur muydu? Daha dur bitmedi diyen arkadaşınız hükümet başının “beni de kandırdılar” deyip af dileyeceğini, geri kalanların yakalanıp kandırıldık deseler bile af dileklerinin kabul olmayıp onlarca cezaya çarptırılacaklarını söylese “evet bu gerçekten güzel bir fıkra “ diye güler miydiniz?
Mesela, son olarak, 2001 yılı başında bir sivri zekalı size 25 yıl içerisinde sadece bir partinin seçimleri kazanacağını, ülke iki kez ekonomik krize girdiği halde bile muhalefetin kendi sorunlarını çözmeyle uğraşmaktan seçimleri kazanamayacağını, son yıllarda kısmen toparlanır gibi olunca muhalefetin cumhurbaşkanı adayının hükümet tarafından tutuklattırılacağını ve 14,5 yıl sürmesi beklenen bir davanın muhatabı olacağını söylese herhalde “sen gerçekten kafayı yemişsin” mi derdiniz?
Evet, sonuçta 21. Yüzyılın ilk çeyreğini bitiriyoruz. Ben kişisel olarak hayatımın üçte birini böyle bir siyasal ortamda geçirmek istemezdim. Elbette demokrasi olsun, seçimler olsun, hangi parti kazanırsa kazansın, ama hukuk bağımsız olsun, yargı tek bir kişinin emrine girmesin, liyakat bu denli ayaklar altına alımasın, kayırmacılık bu kadar arşa ulaşmasın, yalan dolan neredeyse yaşam biçimi olmasın.
Yoksa bana ne senin yaptığın köprüden, yoldan, konuttan, pır pır uçaklarından. Al hepsi senin olsun, ama eğitimi bana ver. Bu ülkenin geleceğini karartma.
Bundan sonraki 25 yılın bence en önemli görevi hukuk’a saygılı demokratik bir düzen kurmak, bozulan çarkları yeniden yerli yerine oturtmaktır.
Dilerim bunu başarabilecek olanları yaratır bu toplum. Ben güveniyorum. Türkiye her zaman doğru yolunu bulur.
2050 ye kadar neler mi olur, pek bilemem ama nükleer savaşın çıkmayacağını, Rusya, Hindistan, Çin arasında yeni bir blok oluşacağını, buna Almanya, Türkiye ve İran’ın da katılabileceğini, Kanserin ölümcül olmaktan tamamen çıkacağını, İsrail’in hala başımıza bela olacağını, Gazze’nin gerçekten bir tatil beldesine dönüşeceğini falan düşünüyorum.
Bu arada etrafınızda genç tanıdıklarınız var ise söyleyin onlara 2040 yılı civarında çocuk yapsınlar. Çünkü ölüm o yıllarda doğanlar için büyük ölçüde tarihe karışacak.
Ben hangi istasyonda inerim, konukluğum ne zaman biter bilmiyorum, ama bildiğim bir şey varsa da o da 2001 yılından sonraki zamanım artık yok…
Varsın olsun, yola devam…
Mutlu, sağlıklı yıllar diliyorum hepinize, yüzyılın ikinci çeyreğini keyifle yaşayın…
