Yazın işe giderken arada sırada çevre yolundan gitmem gerekebiliyor alttaki güzel şehir içi yolu tıkalı olduğunda. O zamanlar yukarıdan Kalenin arkasında cruise gemisi görünce hem çok seviniyorum esnafa iş çıktı diye, hem de geçmişe gidip bu gemilerle yaptığım işler aklıma geliyor.
Kimi Kruvaziyer der, ama ben tercih etmem, Deniz Kuvvetleri gemisi gibi…
Başlıkta her ne kadar “Cruise Gemileri ve Şehir” dediysem de aslında kendimle cruise işini anlatacağım, o arada şehir de anlatılmış olacak…
Bu dev gemilerle tanışıklığım 1983 yılına kadar uzanır. Turizm Bakanlığı’nın ricasıyla Ankara’dan kalkıp Kuşadası’na gittim ve orada 15 günlük bir sergi açtım. Sonra sergi 15 gün daha uzadı. Ankara’da hemen hemen bir yılda kazanacağım parayı bir ayda kazandım. Sonuçta orada bir dükkan buldum ve kaldım, hem de ne kalış, ucu ta Paris’te Yeni Opera’nın arkasındaki dükkanıma kadar uzanan bir kalış oldu.
Kısacası Cruise gemilerinin müşterileri benim el örgüsü kazakların çok iyi müşterisi oldular. Beni de ihya ettiler…
Kuşadası esnaf yapısı tamamen cruise yolcularının yapacağı alış veriş üzerine şekillenmiştir. Şehir Nisan’ın ilk yarısı (o zamanlar için) başlayan gemi trafiğine göre hareketlenir, Ekimin sonunda son gemi kalkana kadar devam eder. Hala da öyle olduğunu biliyorum.
Biz gemi olarak anlatıyoruz, ancak bu gemilerin sahipleri olan dev cruise şirketleri büyük satışları organize etmekteydiler. Bu şirketlerle Aralık ayında İsviçre’de pazarlığa oturan yerli şirketler verdikleri milyon dolarlarla o şirketin herhangi bir gemisinin misafirlerini satın alırdı.
Böylece o gemi her limana yanaşınca, “Shore Excursion – Kıyı Turları” dediğimiz organize işler başlar, yerli şirketin rehberi yolcuları alır kendi otobüsüne doldurur, Efes turuna götürür ve dönüşte doğrudan kendi Halı, deri veya kuyum mağazasına sokardı.
Mağazada geçen süreler öyle ayarlanırdı ki yolcu mağazadan çıktıktan sonra anca gemiye ulaşacak kadar vakit bulur, böylece iki veya üç kat fiyata aldığı çeyrek bir ipek halının dışarıdaki fiyatını öğrenemezdi.
Bu iş büyük bir sektör oluşturmaktaydı. Sanırım hala öyledir.
Bu arada Kıyı Turuna katılmayan yolcular ise şehre dağılır ve alışverişin keyfini çıkartırlardı. İşte bizim müşterilerimiz onlardı. Gemilerin sabah 7 gibi gelenleri saat 11 veya en geç 12 gibi giderler, öğleden sonra ise yeni parti gemiler gelirdi. Onlar da akşam 5 veya 6 gibi giderlerdi.
Biz de doğal olarak sabah saat 7 de dükkanımızı ticarete hazır hale getirir, akşam saat 24’e kadar açık tutardık. Kuşadası özellikle Club Med konukları açısından da çok verimli bir yerdi.
Peki neden bu gemiler Kuşadası’na geliyordu? Çünkü gemi şirketlerinin en önemli kazançlarından biri de “Shore Excursion” dediğimiz kıyı turlarıdır. Bu turlar gemi daha o limana yaklaşırken satılmaya başlanır, ve hem bu satıştan hem de yukarıda anlattığımız halı, deri, kuyum işinden çok para kazanırlardı.
“Efes” kıyı turu dünyada en yoğun rağbet gören kıyı turlarından biridir..
İşte bu yüzden Akdeniz çukurunda cruise turizmi yapan hemen hemen tüm gemiler Kuşadası’na uğrar, yolcular otobüslere bindirilir yaklaşık 20 km sonra Efes Antik Kenti’nde olurlar.
Yine o bölgede olmasına rağmen Meryem Ana Evi çok az satan bir turdur. Özellikle uzun süre kalan gemiler bu turu satar.
Kuşadası Limanı ilk başlarda küçük bir limandı. Turgut Özal zamanında yüklü bir devlet ihalesini alan inşaat şirketine bonus olarak yeni liman yaptırıldı. Liman büyüyünce aynı anda üç cruise gemisi veya bir büyük transatlantik yanaşır hale geldi.
Efes orada durduğu müddetçe Kuşadası Türkiye’nin bir numaralı cruise limanı olmayı sürdürür. Geçen sene de (2025) toplam 617 gemi ve 1 milyona yakın turistle ilk sırayı aldı. İstanbul ikinci Bodrum ise yaklaşık 280.000 turist ile üçüncü oldu.
Şimdi önemli bir konu da Liman kentlerinin cruise şirketleri için “homeport” olması. Yani varış ve kalkış limanı haline gelmesi. Bu o kente çok önemli bir ikincil turizm pazarı oluşturur. Bu işi hem İstanbul hem de Kuşadası kıvırmak üzereler.
Bodrum için ben bunu henüz erken görüyorum. Bodrum’a halen gelmekte olan gemiler ekonomi sınıfı dediğimiz daha hesaplı turlar yapan gemiler. Zamanla RCI veya Carnaval şirketlerinin beş yıldızlı dev taşıyıcıları gelmeye başlar ise işler tamamen değişir.
Dilerim olur ama Bodrum’un satabileceği herhangi bir kıyı turu yoktur. Mozoleus, Kale ve Tiyatro gibi kalıntılar hep Bodrum’un içinde.
İyi bir hikaye yazılıp ciddi bir pazarlama yapılabilirse Gümüşlük (Myndos) satar. Elbette o yöreyi de hazırlamak gerek.
Evet, yerim bitti. Benim ikinci Cruise macerama yer kalmadı. Onu da haftaya anlatırım, eğer herhangi bir konu/olay öncelik almaz ise…
Bodrum’a ne getirir ne götürür, devam edeceğiz…