Üniversite yılları dışarıdan bakıldığında özgürlüğün, keşfin, sosyal hayatın ve geleceğe umutla hazırlanmanın dönemi gibi görünür. Oysa günümüz Türkiye’sinde bir üniversite öğrencisinin omuzunda görünmeyen ama ağırlığı giderek artan bir yük var: sürekli stres. Üstelik bu stres yalnızca zihni değil, bedenin her köşesini de etkilemeye başlamış durumda.
Bugün bir öğrencinin güne nasıl başladığını düşünelim. Daha gözünü açmadan ekonomik kaygılarla yüzleşiyor. Kiralar, ulaşım, yemek, faturalar… Ailesine yük olma korkusu çoğu öğrencinin omurgasında sürekli bir gerginlik yaratıyor. Bunu eğitim hayatına dair baskılar takip ediyor: yetişmeyen ödevler, sınavlar, projeler, staj zorunlulukları, kariyer kaygısı… Bir yandan da “iyi bir CV” oluşturmak için sosyal etkinliklere katılma zorunluluğu. Aslında tüm bu çaba, gençliğin en doğal hakkı olan zamanın elinden sessizce alındığını gösteriyor.
Bu kadar yoğun stresin psikolojik etkileri artık çok daha görünür. Biz öğrenciler arasında tükenmişlik hissi, motivasyon kaybı, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri ve umutsuzluk son yıllarda neredeyse “yeni normal” hâline geldi. Bizler kendini sürekli yetersiz hissediyoruz, çünkü çevresinde herkes “başarıyor” gibi görünüyor. Sosyal medyada parlatılmış hayatların arasında kendi gerçekliği çok daha karanlık kalıyor.
Fiziksel etkiler ise en az psikolojik olanlar kadar belirgin. Mide ağrıları, kas gerginlikleri, sürekli yorgunluk, çarpıntı, baş ağrısı, anksiyete kaynaklı nefes darlıkları… Bir öğrencinin bedeninde adeta stresin haritası çiziliyor. Sağlıklı beslenme çoğu için bir lüks; spor yapmaya zaman ya da enerji bulmak ise çoğu zaman imkânsız. Böylece kısır bir döngü başlıyor: stres bedenini yoruyor, yorgun beden stresi daha da ağır hissettiriyor.
Tüm bu tabloya rağmen biz gençler hâlâ direniyoruz. Derslere giriyor, çalışıyor, üretmeye çalışıyor, ayakta kalmaya çabalıyoruz. Ama unutmamak gerekiyor: dayanıklılık, sonsuz bir kaynak değildir. Destek görmeyen her genç, içten içe biraz daha kırılıyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Üniversite öğrencisi olmak neden bu kadar yorucu olmak zorunda?
Biz gençlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek; ekonomik, sosyal ve akademik açıdan daha dengeli bir ortam yaratmak; üniversiteleri gerçekten öğrenme ve gelişme alanlarına dönüştürmek herkesin sorumluluğu.
Çünkü bugün yaşadığımız stres yalnızca bir öğrencinin sorunu değil; yarının toplumunun ruh sağlığıyla doğrudan ilgili bir mesele. Ve biz gençlerin tek bir dileği var aslında: geleceğe umut ile bakabilmek.
