Türkiye, genç nüfusuyla övünen bir ülke. Rakamlar bunu söylüyor. Ama kimse gençlere gerçekten “Nasılsınız?” diye sormuyor. Oysa bugün genç olmak; yalnızca hayal kurmak değil, o hayalin gerçekleşmeyeceğini bilerek yine de ayakta durmaya çalışmak demek.
Bizler bir sabah umutla uyanıp akşam kaygıyla uyuyan bir kuşağız. Eğitim alıyoruz ama “okuyunca ne olacak?” sorusu zihnimizden hiç çıkmıyor. Üniversiteye girmek bir hedefti, şimdi ise üniversiteden sonra hayatta kalabilmek bir mücadele. Diplomalar çekmecelerde, umutlar ertelemede.
Türkiye’de genç olmak, sürekli bir karşılaştırma hâlinde yaşamak demek. Başka ülkelerde yaşıtlarımızın özgürce planlar yapabildiğini görmek; ama burada “şimdilik” kelimesiyle hayatı ötelemek zorunda kalmak. Şimdilik çalışamıyoruz, şimdilik gezemiyoruz, şimdilik hayal kuruyoruz.
En yorucu olan ise yalnızca ekonomik sıkıntılar değil. Gençler, anlaşılmadıklarını hissediyor. Düşüncelerimiz “fazla cesur”, sorularımız “gereksiz”, itirazlarımız ise “saygısızlık” olarak görülüyor. Oysa biz kavga etmek istemiyoruz; sadece sözümüzün dinlenmesini istiyoruz.
Buna rağmen vazgeçmiyoruz. Çünkü bu ülkeye kırgın olsak da kopamıyoruz. Sokaklarında büyüdüğümüz, şarkılarıyla hüzünlendiğimiz, bayramlarında kalabalık sofralara oturduğumuz bir yer burası. Gitmek isteyenler bile aslında kalabilecekleri bir Türkiye hayal ediyor.
Gençler olarak talebimiz çok şey değil: Adaletli bir sistem, liyakatin esas alındığı bir gelecek, korkmadan konuşabileceğimiz bir ülke. Umut etmek lüks olmasın istiyoruz. Çalışmanın karşılığı olsun, hayal kurmak suç sayılmasın.
Türkiye gençlerini kaybetmemeli. Çünkü bu ülkenin yarını, bugün “sabret” denilerek susturulan gençlerin omuzlarında yükselecek. Bize alan açılırsa, bu ülkeyi yalnızca eleştirmekle kalmayız; birlikte iyileştiririz.
