Mustafa BALCI
Köşe Yazarı
Mustafa BALCI
 

SAVAŞ VE EKONOMİ

Yazılarımızda genellikle Bodrum’u ve sorunlarını işlemeye çalışıyoruz. Ancak bazı küresel sorunlar var ki başta Dünyayı, sonra ülkemizi, en sonunda da Bodrum’u etkiliyor. Yine müzmin iyimserlikle savaşın bitmeğe yakın olduğuna inanarak iktisadi açıdan savaşın mevcut ve olası sonuçlarına bir göz atalım diyorum. Savaşın bir tarafı dünyanın en fazla petrol üreticilerinden bir olunca, üstüne üstlük petrol taşımacılığının can damarı olan Hürmüz Boğazı’nın kapanma tehlikesi olunca insan önce petrol fiyatlarına bakmak durumunda kalıyor. Bu arada her ne kadar İran “ben Hürmüz Boğazı’nı benimle savaş edenlerin gemilerine kapattım” derse de siz ona değil Londra’daki sigorta şirketleri ne diyor ona bakın. Hiçbir sigorta şirketi Hürmüz’den geçecek ham petrolü ve tankeri sigorta yapmaz, veya yaparsa da yükün tutarı kadar navlun ister! Keza doğalgaz sevkiyatında da durum farklı değil, savaşın başına göre bir LNG gemisinin navlunu yüzde 600 artmış ve 300.000 dolara dayanmış durumda. Petrol fiyatları varil başına 60-65 dolar düzeyinde gezinirken halen 100 dolar civarına yükseldi. 120 ve 140 dolarlar sırada bekliyor. Savaşın benim iyimserliğime uygun olarak önümüzdeki günlerde sonlanacağını düşünsek bile bu arada oluşan maliyetler bizim gibi birçok ülkeyi doğrudan etkilemiş durumda. “Bizim gibi” diyorum, çünkü bizim yapımızdaki cari açığı yüksek ülkeler, benim tabirimle “Nazik Ülkeler”, iktisadi tabirle “Kırılgan” ülkeler ana girdi kalemleri olan petrolün fiyatından ciddi etkilenirler. Hemen Türkiye’den bir örnek verirsek geçen yılı 25,8 milyar dolar açıkla kapatan Türkiye bu yılsonunda 40 milyar dolar bir açıklar karşı karşıya kalabilir. Yöneticilerin öyle bizim döviz rezervlerimiz yüksek bizi etkilemez demelerine bakmayın, savaşın başından bu yana doların artışını önlemek için sattıkları döviz tutarı 25 milyarı doları geçti. Hem ben anlamıyorum, brüt rezervleri yüksek göstermenin bir anlamı yok ki, ön cebinizde 100 dolar var, arka cebinizde de yarın ödenecek 150 dolarlık senet var. Ne olacak şimdi? Bugün için zenginsiniz, tamam, ama yarın? Onun için döviz yükümlülüklerini, swap karşılıklarını düşmeden “rezervimiz iyi” demek milleti kandırmaktır. Düşünemem ama savaşın sürmesi gibi bir durum tüm dünya ülkelerinde başta enflasyon olmak üzere ciddi sorunlar yaratır. Bizim gibi ithalata bağımlı ülkeler de ithal ürünlerle birlikte enflasyon da ithal ederler ve kendi ülkelerindeki enflasyon katlanarak artar. Hal böyle iken Merkez Bankası son toplantısında faiz indirimini sürdüremedi ve politika faizini eski düzeyinde tutmak zorunda kaldı. Belki bir sonraki faiz toplantısında artırmak zorunda bile olabilir. Bu faiz işi benim çok ağırıma gidiyor. Ülke belli bir dengeyi yakalamışken sen kalk faizin haram olduğunu söyle ve tüm iktisat teorilerine aykırı bir şekilde düşür, enflasyonu fırlat, ülkeyi müthiş bir krize sok, sonra “ben daha önce düşürdüm, yine ben düşürürüm” diye halkın oyunu alıp seçil ve faizleri yükselt. Bu ülke hala ekonomik kriz içinde debeleniyor ise baş sebebi ne yazık ki iktisatçı cumhurbaşkanıdır. Neyse konumuza dönelim. Savaşın bedelini ülkede öncelikle gübre, tekstil, ambalaj, ilaç, otomotiv yan sanayi, makine, beyaz eşya sektörleri ödemek zorunda kalacak. Hele birçok stratejik malın üretiminde rol oynayan ve ithalatı sadece Katar’dan yapılan helyum gazı darboğazı ciddi sorun yaratacak. Enerji fiyatlarında yaşanacak artışların tüm ekonomik faaliyetlerle birlikte zaten geçim derdinde olan düşük gelirli hane halkını da yakından etkileyecektir. Ben bu yazıyı yazarken NTV’de Deniz Ticaret Odası Y.K.Üyesi bir bey Körfezde deniz ticaretinin tamamen durduğunu söylüyordu. Haklıdır, bıraktım yükün durumunu geminin vurulmayacağını, gemicilerin hayatını kim garanti edebilir ki. Sonuçta bize tekrar dönersek, dilerim bu savaş bir an önce biter, yoksa ortada ne Mehmet Şimşek ekonomik programı kalır, ne de üç yıllık hedefler. Hepsi çöp olur ve yeni bir “halkı fakirleştirerek ülkeyi nasıl zengin ederiz” prensibiyle iktisatçı cumhurbaşkanımız oturur yeni bir program hazırlar. Sonuçta birileri zengin olur, işçi memur, emekli bugünleri arar hale gelir ama seçim zamanı reis derki; “Yaparsa AKP yapar, bize oy verin geçmişte nasıl yaptıysak yine yaparız.” Kısacası sayın sabırlı okur, buraya kadar okuduğuna göre, Türkiye’nin sorunlar önceliğinde yerler değişti ve ekonomi üçüncü sıraya düştü bana göre, ilk iki ise; HUKUK ve DEMOKRASİ oldu… Bilmem sen ne düşünürsün?
Ekleme Tarihi: 24 Mart 2026 -Salı

SAVAŞ VE EKONOMİ

Yazılarımızda genellikle Bodrum’u ve sorunlarını işlemeye çalışıyoruz. Ancak bazı küresel sorunlar var ki başta Dünyayı, sonra ülkemizi, en sonunda da Bodrum’u etkiliyor.

Yine müzmin iyimserlikle savaşın bitmeğe yakın olduğuna inanarak iktisadi açıdan savaşın mevcut ve olası sonuçlarına bir göz atalım diyorum.

Savaşın bir tarafı dünyanın en fazla petrol üreticilerinden bir olunca, üstüne üstlük petrol taşımacılığının can damarı olan Hürmüz Boğazı’nın kapanma tehlikesi olunca insan önce petrol fiyatlarına bakmak durumunda kalıyor.

Bu arada her ne kadar İran “ben Hürmüz Boğazı’nı benimle savaş edenlerin gemilerine kapattım” derse de siz ona değil Londra’daki sigorta şirketleri ne diyor ona bakın. Hiçbir sigorta şirketi Hürmüz’den geçecek ham petrolü ve tankeri sigorta yapmaz, veya yaparsa da yükün tutarı kadar navlun ister!

Keza doğalgaz sevkiyatında da durum farklı değil, savaşın başına göre bir LNG gemisinin navlunu yüzde 600 artmış ve 300.000 dolara dayanmış durumda.

Petrol fiyatları varil başına 60-65 dolar düzeyinde gezinirken halen 100 dolar civarına yükseldi. 120 ve 140 dolarlar sırada bekliyor.

Savaşın benim iyimserliğime uygun olarak önümüzdeki günlerde sonlanacağını düşünsek bile bu arada oluşan maliyetler bizim gibi birçok ülkeyi doğrudan etkilemiş durumda.

“Bizim gibi” diyorum, çünkü bizim yapımızdaki cari açığı yüksek ülkeler, benim tabirimle “Nazik Ülkeler”, iktisadi tabirle “Kırılgan” ülkeler ana girdi kalemleri olan petrolün fiyatından ciddi etkilenirler.

Hemen Türkiye’den bir örnek verirsek geçen yılı 25,8 milyar dolar açıkla kapatan Türkiye bu yılsonunda 40 milyar dolar bir açıklar karşı karşıya kalabilir.

Yöneticilerin öyle bizim döviz rezervlerimiz yüksek bizi etkilemez demelerine bakmayın, savaşın başından bu yana doların artışını önlemek için sattıkları döviz tutarı 25 milyarı doları geçti.

Hem ben anlamıyorum, brüt rezervleri yüksek göstermenin bir anlamı yok ki, ön cebinizde 100 dolar var, arka cebinizde de yarın ödenecek 150 dolarlık senet var. Ne olacak şimdi? Bugün için zenginsiniz, tamam, ama yarın? Onun için döviz yükümlülüklerini, swap karşılıklarını düşmeden “rezervimiz iyi” demek milleti kandırmaktır.

Düşünemem ama savaşın sürmesi gibi bir durum tüm dünya ülkelerinde başta enflasyon olmak üzere ciddi sorunlar yaratır. Bizim gibi ithalata bağımlı ülkeler de ithal ürünlerle birlikte enflasyon da ithal ederler ve kendi ülkelerindeki enflasyon katlanarak artar.

Hal böyle iken Merkez Bankası son toplantısında faiz indirimini sürdüremedi ve politika faizini eski düzeyinde tutmak zorunda kaldı. Belki bir sonraki faiz toplantısında artırmak zorunda bile olabilir.

Bu faiz işi benim çok ağırıma gidiyor. Ülke belli bir dengeyi yakalamışken sen kalk faizin haram olduğunu söyle ve tüm iktisat teorilerine aykırı bir şekilde düşür, enflasyonu fırlat, ülkeyi müthiş bir krize sok, sonra “ben daha önce düşürdüm, yine ben düşürürüm” diye halkın oyunu alıp seçil ve faizleri yükselt.

Bu ülke hala ekonomik kriz içinde debeleniyor ise baş sebebi ne yazık ki iktisatçı cumhurbaşkanıdır.

Neyse konumuza dönelim. Savaşın bedelini ülkede öncelikle gübre, tekstil, ambalaj, ilaç, otomotiv yan sanayi, makine, beyaz eşya sektörleri ödemek zorunda kalacak. Hele birçok stratejik malın üretiminde rol oynayan ve ithalatı sadece Katar’dan yapılan helyum gazı darboğazı ciddi sorun yaratacak.

Enerji fiyatlarında yaşanacak artışların tüm ekonomik faaliyetlerle birlikte zaten geçim derdinde olan düşük gelirli hane halkını da yakından etkileyecektir.

Ben bu yazıyı yazarken NTV’de Deniz Ticaret Odası Y.K.Üyesi bir bey Körfezde deniz ticaretinin tamamen durduğunu söylüyordu. Haklıdır, bıraktım yükün durumunu geminin vurulmayacağını, gemicilerin hayatını kim garanti edebilir ki.

Sonuçta bize tekrar dönersek, dilerim bu savaş bir an önce biter, yoksa ortada ne Mehmet Şimşek ekonomik programı kalır, ne de üç yıllık hedefler. Hepsi çöp olur ve yeni bir “halkı fakirleştirerek ülkeyi nasıl zengin ederiz” prensibiyle iktisatçı cumhurbaşkanımız oturur yeni bir program hazırlar. Sonuçta birileri zengin olur, işçi memur, emekli bugünleri arar hale gelir ama seçim zamanı reis derki;

“Yaparsa AKP yapar, bize oy verin geçmişte nasıl yaptıysak yine yaparız.”

Kısacası sayın sabırlı okur, buraya kadar okuduğuna göre, Türkiye’nin sorunlar önceliğinde yerler değişti ve ekonomi üçüncü sıraya düştü bana göre, ilk iki ise;

HUKUK ve DEMOKRASİ oldu…

Bilmem sen ne düşünürsün?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberbodrum.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
NAZİFE
(25.03.2026 10:54 - #1118)
Aynı şeyi düşünüyorum
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberbodrum.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.