Bu yazıda hem kendimin ikinci kez Cruise turizmi ile olan yakın ilişkilerimi hem de şehir olarak Bodrum’un bundan nasıl daha faydalı işler çıkartabilir onu tartışacağız.
Benim ikinci maceram aslında ikiye ayrılıyor. Birincisi bu gemilerin biletleme hizmetini vermek, arkasından da bu gemilere personel sağlamak.
1999 yılının sonlarına doğru The Marmara Oteli Balo salonunda bir şirketin lansmanı yapıldı. Kürsüde heyecanlı bir konuşmacı artık dünya denizlerinde turizm hizmeti veren dev gemilere Türkiye’den de bilet alınabileceğini ve bu turlara Türklerin de katılabileceğini söylüyordu.
Anladınız doğal olarak, kürsüdeki ben, şirket ise kurucuları arasında bulunduğum The Cruise Line İstanbul firmasıydı.
Yakın bir dostum, “oğlum Balcı, macera arıyorsun, Türk insanı gemiye binmez, batacaksın” uyarısı hala kulaklarımda.
Gerçekten de battık, ancak bu Türk insanının gemiye gitmeyişinden değil yönetim konusunda yaşanan krizler sonucu oldu. İş çok iyi tuttu, lansman ve pazarlama kampanyaları ile şirket kısa zamanda popüler oldu. Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği boyutta ticketting (biletleme) hizmeti vermeye başladık. Dünyanın en büyük ve lüks gemi şirketlerine hizmet verir olduk. Ancak şirket finansmanı ile ilgili yaşadığımız çok hazin olaylar sonucu battık.
Kurduğumuz sistem bizden sonra kurulan şirketler tarafından başarıyla yürütülüyor. Yani Türk insanı gemiye bindi.
Bundan sonraki Cruise ilişkim Cruise Academy’dir ki o başlı başına Bodrum’un da içinde olduğu uzun bir yazının tek başına konusu olacak bir hikayedir. İçinde hem turizm, hem eğitim, hem de istihdam vardır.
Onu ileri bir tarihe bırakalım ve gelelim Cruise Turizmi ve Bodrum’a. Öncelikle gemiler ve limanlar ile bazı bilgiler sunalım ki sonra öne süreceğimiz fikirler sağlam bir mesnede dayansın.
Dünyada 2025 sonu olarak 323 adet cruise gemisi olduğunu öğrendim. Bunların toplam yatak kapasiteleri 800 bine ulaşıyor. En büyüklerinden biri olan Royal Carribean International (RCI) şirketinin 6410 kişilik Harmony of the Seas gemisine bir bakalım. (Bizim zamanımızda 2.000 kişilik gemi büyük sayılırdı. Şimdi orta boy sayılıyor.)
Gemi tam tamına 18 katlı. Ağırlığı 228 bin ton. 362 metre uzunluğu var ve içinde 2.300 kişi çalışıyor. Yani başlı başına yüzer bir kasaba. Kaptanın nikah kıyma yetkisi bile var. İçerisinde yedi mahalle bulunuyor. Toplam 16 güvertesinde 20 restoran ve 13 bar, su kayağı, dağ tırmanma, tenis kortları, yüzme havuzları, tiyatro ve revü salonları hizmete sunuluyor.
Gemiler şu sıralar Güney Yarımküredeler. Malum biz kışı yaşarken oralar yazdır. Halen Bahama/Karayipler hattı en çok satan gemi turlarını içerir. Bizde yaza doğru gemiler yine bir Atlantik geçişi (çok popülerdir) ile Kuzey Yarımküreye geçecekler. Akdeniz Çukuru, Norveç Fiyortları, Avrupa limanları turlarını şimdiden satmaya başladılar bile…
Gemi sahibi olamayacağımıza göre (yukarıdaki geminin maliyeti 1 milyar dolar) biz liman işlerine bakalım. Bildiğiniz gibi Bodrum’da 1 liman var, bu liman iki büyük boy gemi veya 4 küçük boy geminin yanaşmasına müsaittir. Bu yıl 276.000 yolcu misafir etmiştir. Seneye inşallah artacak…
Dünyanın en büyük Cruise yolcu Limanı ABD Miami’dedir. Geçen yıl 8,2 milyon yolcu ağırlamıştır. Avrupa’daki en büyük liman ise Barselona Limanı’dır. Bu liman da geçen yıl 3,4 milyon yolcu ağırlamıştır. Görüldüğü gibi 1 milyona yakın yolcu ağırlayan Kuşadası limanının bile gideceği çok yol var önünde. Bodrum henüz işin başında.
Bence işin başında olmak Bodrum için çok daha uygun avantajlar sunabilir. Şu andaki liman 340 metre uzunluğunda 1 terminale sahip, yanaşamayan gemiler için filika ile yolcu alım sistemine de sahip.
En önemlisi havaalanına çok yakın, daha ziyade “havaalanına sahip liman”. Bu transit yolcular, ya da Bodrum’dan gemiye transfer olacak yolcular için müthiş bir olanak. Aynı zamanda Bodrum’da konaklamayı da destekleyen bir imkan.
Bu arada limana demirleyen gemilerden yasal olarak alınacak vergileri, ayakbastı paralarını ve diğer gelirleri hesaba katmıyorum bile. Ayrıca geminin ihtiyacı olan mal ve hizmetlerin alımını da hesaba katmıyorum. Onlar zaten var.
Benim derdim kıyıya çıkan yolculara para harcatmak ve çarşının para kazanmasını sağlamak. Bu doğrudan bir döviz girişidir ve en kolay “ihracat”tır. Eğer gemi Bodrum’a gelene kadar iyice bir “silkelenmemiş” ise (mesela Kuşadası’ndan gelebilir o zaman Bodrum’a bir şey kalmaz) ciddi bir kuyum ve giyim alışverişi olacaktır.
Ayrıca yeme içme harcamalarını saymıyorum bile. Limanı işleten “Bodrum Liman İşletmeleri A.Ş.”nin hazırladığı tanıtıcı görsel dokümanlar yolcular için çok yararlı olur kanısındayım.
Burada en büyük handikap, bana göre, yerel tur satışının olmayışıdır. Sabah gelip akşam giden gemilerin yolcuları için ciddi bir zaman dilimi çevre turlarına ayrılabilir. Iasos’tan Stratonikea’ya uzanacak bir tur iyi satar kanısındayım. Ayrıca “Lelegs By Bus” ile Bodrum çevresi, Aspat, Pedasa, özellikle Gümüşlük (Myndos) Antik Tiyatro gibi uzmanlarının düzenleyecekleri turlar da popüler olur.
Gemiden sabah ayrılmış yolcular için bir kır lokantasında şahane ege otları yemekleri tur programını daha cazip hale getirebilir. Bunu için organize olmak Bodrum esnafı için sorun değildir.
Belki bunlar düşünülmüş, hatta yapılmış ancak başarısız olmuş olabilir. Yeniden denenir, Bodrum’da bu konuda deneyimli yeterince Acente vardır kanısındayım. Kuşkusuz bu konuda hassas olacak işletme Bodrum Liman İşletmesi’dir. Onlar da bu sorumluluklarının bilincindedir elbette.
Şimdi aklıma geldi. Bodrum henüz altı aylık turizmi hakkınca beceremiyor. Bir de kalkmış “on iki ay turizm”den dem vuruyor birileri.
Resortlarda 12 ay turizm olmaz. Boşuna uğraşmayın. Bodrum’da zaten 12 ay canlı bir yaşam var. Onu renklendirmek için de çok şeyler yapılıyor zaten.
Bırakın şu 12 ay turizm sevdasını…