Kafamda yerel yönetimler ve onların düştüğü bugünkü perişan durumla ilgili bir yazı planlamış idim. Henüz ne zaman yazacağım konusunda tereddütler taşırken bu gün bizim Haber Bodrum yayınında bir başlığa rastladım.
“Bodrum’da Aynı Anda Üç Proje Hizmete Açıldı”
Önce bu hükümetin taklit edildiğini düşünüp kızdım. Malum Cumhurbaşkanımız hele seçim zamanlarına yakın bir açtı mı 127 proje (!) birden açar. Bittiği bir yıl olmuş projeler, bitmeye bir yıl kalmış projeler, aradaki açık veya açılmaya yüz tutmuş projeler, musluğu değiştirilmiş mahalle çeşmeleri, çocuk parkları, Fayton tamir bakım atölyeleri derken sayı abartılır ve insanlar da zanneder ki hükümet ne büyük işler yapmış ve açılış yapıyor. Gerçekte oradaki “master of ceramony” (törenin ana unsuru) ya bir otoyol kavşağı açılışı, ya bir baraj ya da yine büyük bir projenin temel atılışıdır. Gerisi sayıyı abartmak için bulunmuş ve konmuş işler.
Ben de Bodrum’daki açılışın benzer bir yanı olduğunu düşünerek önce kızdım, ancak sonra projeleri öğrenince vazgeçtim.
Sakın bu projeleri aşağıladığımı, yapılan işleri hor gördüğümü falan zannetmeyin. Elbette “Yalıkavak Kapalı Pazar Yeri ve Sosyal Etkinlik Alanı”, “Dirmil Kapalı Pazar Yeri ve Sosyal Etkinlik Alanı” ile “Abacıoğlu Tenis Kortu ve Basketbol Sahası” bulundukları yöre halkına çok yararlı olacaklardır.
Elbette 15 üst düzey yetkili (ben o kadar sayabildim) ve koskoca Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı açılış töreninde boşuna bulunmuyorlar. Ben bu denli kalabalığı görünce “acaba su sorununu çözecek baraj mı açıyoruz yoksa” diye bir heyecana kapıldım ama heyhat boşunaymış.
Her zamanki huyum, işi uzattıkça uzatıyorum. Ama en azından öne süreceğim savı da destekleyecek örneklerin göz önüne alınmasını sağlıyorum.
Söyleyin Allah aşkına, yılda kayıtlı 1 milyar (kayıtsız ?) doların üzerinde devlet hazinesine döviz katkısı olan Bodrum’un belediye başkanının, hatta kentinde İstanbul’dan sonra iki büyük uluslararası havaalanına sahip Muğla kentinin hem de “büyük şehir” belediye başkanına çok yakışan projeler mi sizce?
Her şey 5216 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi ve ülkede “büyükşehir” tanımının yerleşmesiyle ortaya çıktı bence. Nüfusu 750.000 ve üzeri olan kentler Büyükşehir oldular ve bunlara bağlı ilçeler uyduları haline geldiler. Sonunda Muğla da il nüfusu 750 bini geçti ve oldu büyükşehir oldu. Kent nüfusu olarak ondan çok daha fazla olan Bodrum, Fethiye, Milas gibi ilçeler de oldular “küçükşehir”
Elbette ayrımcılığa karşıyız, ancak Şebinkarahisar ile Bodrum veya Marmaris ya da Fethiye aynı kanun ve yönetmeliklerle yönetilebilir mi sizce?
Bir soruna el atıyorsunuz (yol mesela) yetkili diyor ki “efendim çok üzgünüm, bu konuda yetki büyükşehir’de”. Büyükşehir görevi olarak zannettiğiniz bir uygulama ise küçükşehir’de. Bazen ikisi de değil yetki hükümet’te…
Bu arada ezelden beri “köy” diye güzel bir kelimemiz varken bunun yerine “mahalle” sözcüğünü koyan kafaya zaten külliyen karşıyım.
Laftan ziyade iş üretme yerleri olması gereken turistik yöre belediyelerinin, hem merkezi hükümet kıskacından, hem de büyükşehir baskısından kurtarmadığınız sürece bu yerel yönetimler hiçbir iş yapamaz. Yapsa yapsa üstü kapalı Pazar yeri yapar ve bununla övünmek zorunda kalır.
Yıllık döviz gelirleri 1 milyar ve üstü olan Bodrum ve diğer turistik belde belediyelerinin çok daha etkin, çok daha zamanında iş yapıp yöre halkının ve misafirlerinin rahatını sağlayabilmeleri ellerine yeterli güç ve maddi kaynak olması sayesinde olacaktır.
Bu da bu turistik yörelerimize “büyükşehir” yetkisi ve bütçesi verilmesinden geçer. Ben “büyükşehir” diyorum siz deyin “Turizmde Öncelikli Yörelere Özel Yerel Yönetim Kanunu”.
Turizmle ilgisi olmayıp sadece yerleşik halkın sorunlarını gidermekle sorumlu bir ilçeye göre turistik yöre belediyesi en az iki kat daha iş yapmak, para harcamak ve hem yerleşik halkı hem de gelenleri turistleri memnun ve mutlu etmekle mecburiyetindedir. Bu da yetki ve bütçe gerektirir.
En sakil işlerden biri de nüfus başına devletten katkı payı almak işidir. Hele Bodrum’da bu çok komik bir hal almıştır. Son sayımda (2024) Bodrum’un nüfusunun 203.035 kişi olduğu saptandı. Bu adrese dayalı sayılan yerleşik Bodrumluların sayısını veriyor, ben bunun üzerine en az 100.000 daha koyuyorum.
Bu nüfus en fazla 6 ayı yansıtır, yazın gelen misafirlerle bu sayı yine benim tahminim 600-800.000 aralığına yükselir ki bu dehşet bir yoğunluk artışıdır. Siz öyle 1 milyon, 1,5 milyon sayılarına pek inanmayın. Çünkü hane ve otel yatak sayısı matematiği bu sayıları vermez.
Ayrıca bunları aritmetik olarak toplayıp onu 12’ye bölüp “ortalama”sını almaya kalkmak büyük yanılgıdır. Sistemin en tavan noktası diyelim ki 800.000 ise ona göre planlama yapılmalıdır. Yani 750.000 nüfus büyükşehir olmaya yetiyor diye kabul ediyorsak alın size 800.000 nüfus.
Zaten böyle özel bir kanundan faydalanacak olan kaç turizm beldesi var ki. Bodrum ile birlikte Muğla’da Marmaris ve Fethiye, İzmir’de Çeşme-Alaçatı, Balıkesir Ayvalık. Antalya diyeceksiniz ama kendisi zaten büyükşehir, ilçelerinin içinden pek çıkamadım, uzmanları çıkar mutlaka…
Sonuçta ben Bodrum özelinde yeterli bilgi ve birikime sahip yerel yönetimin büyükşehir yetki ve mali donanımına sahip olsa sorunlara daha içten, daha güvenli sahip çıkıp çözmek için ciddi çaba harcayacağına inanıyorum.
Ancak şunu bir kez daha tekrar edip vurgulamalıyım ki bu işleri başaracak olan “insan”dir. Kanun olmasa da olur, elinizde var mı yeterli liyakata sahip bireyler, o zaman geleceğe umutla bakabilirsiniz. (Eskişehir örneği)
Koskoca Bodrum’un seçilmiş yöneticilerinin Bodrum Deniz Suyu Arıtma Tesisi veya Ortakent battı-çıktı Kavşağı gibi projelerle uğraştıklarını düşünüyorum. Nasıl yani, olmaz mı sizce?
Yine hayal kurdum galiba…
