YASA TEKLİFİ VE GERÇEKLER
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan yeni yasa teklifiyle birlikte, nüfusu 5 binin üzerine çıkan yerleşim yerlerinin belediye olabilme ihtimali yeniden gündeme taşındı. AK Parti tarafından hazırlanan ve Meclis Başkanlığı’na sunulan kanun teklifi, hem kırsal mahalleleri hem de son yıllarda yoğun iskan alan yeni yerleşim bölgelerini yakından ilgilendiriyor. Peki, gerçekten nüfusu 5 binin üzerinde olan her mahalle ya da yerleşim yeri belediye olabilecek mi? Yoksa işin içinde başka kriterler de mi var?
Görünüşe göre sadece nüfus sayısı bu konuda tek başına belirleyici değil. 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, bir yerde belediye kurulabilmesi için nüfusun 5.000 ve üzerinde olması gerekiyor. Ancak bu şart tek başına yeterli değil. Mevzuata göre aynı zamanda kurulacak yeni belediyenin başka bir belediyeye 5 kilometreden daha yakın olmaması gerekiyor. Ayrıca içme ve kullanma suyu havzaları, sit alanları ve diğer koruma statüsündeki bölgeler de belediye kurulumuna kapalı alanlar arasında yer alıyor. Yani bir yerleşimin nüfusu 5 bini geçse bile, eğer çevresel ya da coğrafi kriterler bu kuruluma izin vermiyorsa, belediye statüsü kazanması mümkün olmayabilir.
Buna karşın yasa teklifinde yer alan “yeni iskan nedeniyle oluşan” yerleşimlerin belediyeye dönüştürülebileceği yönündeki ifadeler, özellikle son 20 yılda hızlı göç alan, köyden mahalleye dönüşen bölgelerde yeni umutların doğmasına neden oldu. Türkiye’nin dört bir yanında – Karadeniz’den Ege’ye, İç Anadolu’dan Güneydoğu’ya kadar – birçok mahallede, nüfusu 5.000’in üzerinde olan ve coğrafi olarak mevcut belediyelere uzak konumlanan yerleşimlerde belediye olma beklentisi ciddi şekilde artmış durumda.
Bu gelişme sadece yerel yönetimlerin yeniden şekillenmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kırsal kalkınma, yerinde hizmet, altyapı yatırımları ve istihdam politikalarının da yeniden ele alınması gerektiğini işaret ediyor. Zira belediye statüsü kazanmak, o yerleşim yerinin doğrudan merkezi bütçeden pay alması, özel idare yerine kendi bütçesiyle hizmet üretmesi ve başkan, meclis gibi demokratik organlarla temsil edilmesi anlamına geliyor.
Ancak burada önemli bir dengeye dikkat edilmeli: Sırf siyasi hesaplarla veya günü kurtarmaya yönelik kararlarla plansızca belediye kurulması, hem merkezi bütçeyi zorlayabilir hem de yönetimsel dağınıklığa neden olabilir. Bu nedenle yasa teklifinde nüfusun yanında mutlaka alt yapı yeterliliği, yüzölçümü, ekonomik sürdürülebilirlik ve yerel ihtiyaç analizlerinin de dikkate alınması gerektiği unutulmamalıdır.
Özetle; evet, Türkiye yeni bir yerel yönetim reformuna hazırlanıyor olabilir. Nüfusu 5 binin üzerinde olan yerleşimlerin belediye olma şansı var; ancak bu yalnızca nüfusla değil, mevzuatla, çevresel koşullarla ve yönetimsel yeterlilikle belirlenecek bir süreç olacak. Beklentiler büyük, ama beklentileri yönetecek irade, denge ve akıl da en az o kadar önemli.