Yazın o büyüleyici ışıltısı yerini yavaş yavaş eylül ayının rüzgârlarına bırakırken Bodrum’un sokaklarından yükselen o gürültülü neşe ortamı da elini eteğini çekmeye başlayacak.
Plajlardaki şezlonglar yavaş yavaş katlanıp kaldırılacak, yazlıkçılar şehirlerine dönmeye başlayacak, marinalardaki o görkemli tekneler ufukta kaybolup gidecekler.
Bodrum, kalabalığından arınarak sonunda kendi gerçeğiyle baş başa kalacak. Sezon boyunca o ışıltılı masalarda yenenler, içilenler, anlık keyifler ve rüya gibi geçen günler artık birer hatıra olarak mazide kalacaklar.
Yazın o sınırsız cömertliğiyle yaşayan bu coğrafya, kışın keskin ayazında ve sessizliğinde kendisiyle yüzleşme imkânı bulacak.
Yaz boyu "nasıl olsa para dönüyor" denerek ertelenen borçlar, şişirilen fiyatlar ve artan maliyetler karşısında karşılaşılan ekonomik sıkıntılar, ocağa odun atma vakti geldiğinde kapıya dayanacak.
Bodrum’un zenginliğinin arkasında saklanan o gerçeklik artık yavaş yavaş su yüzüne çıkacak.
Yazın o kalabalıkta birbirini duyamayanlar ya da duymak istemeyenler, kışın sessizliğinde karşılıklı dertlerini dinlemek zorunda kalacaklar.
Yazın "yedik, içtik, eğlendik" coşkusunun arkasından gelen o kış, sadece mevsimsel bir değişim değil; bu toprakların gördüğü ağır ve acımasız bir hesap muhasebesi haline gelecek.
Yazın geriye bıraktığı enkaz, şimdi bu coğrafyada kalmaya direnen asgari ücretlinin, emeklinin ve kışın evlerine kapanan esnafın sırtına yüklenecek.
Hesap geldiğinde; masadan kalkma, o faturayla yüzleşme ve Bodrum’un o ışıltılı makyajı döküldükten sonra geriye kalan o acı gerçekle hesaplaşma ve kışı atlatma çabası ile mücadele verme zamanı başlayacak.
Ne diyelim; dünlerin bugünleri de var, yarınları da…
Hesap kitap yapılmadan geçirilen dünlerin hesabını hepimiz ödeyeceğiz; kimi belki umursamayacak ya da ucuz atlatacak, kimileri ise ağır bedeller ödeyecek.
Hayat bu işte, her koyun kendi bacağından asılacak.
Velhasıl hesabı istedik, bakalım ne gelecek?
Merakla bekliyoruz…