Bodrum’un caddelerinde, mahalle aralarındaki hareketli sokaklarında son dönemde sessiz ama derinden ilerleyen bir değişim var.
Eskiden ışıl ışıl parlayan, camlarında portföy ilanlarının yarıştığı ofislerin lambaları artık erken saatte sönmeye başlıyor. Kimi vitrinine devasa bir "Kiralık / Satılık" yazısı asıyor, kimi ise tabelasını söküp geride kalan borçlarla birlikte meslekle vedalaşıyor. Dışarıdan bakıldığında "herkes bu işten para kazanıyor" sanılan emlak sektöründe, bugün taşlar yerinden oynamış durumda.
Peki, mesleğin omurgasını oluşturan danışmanları ve esnafı tek tek havlu atmaya götüren bu çarklar nasıl bu kadar sert dönmeye başladı?
İşin aslı; kayıt dışılığın önüne geçmek, korsan emlakçılığı bitirmek için getirilen yeni düzenlemeler ve elektronik doğrulama sistemleri kâğıt üzerinde kulağa çok hoş geliyor. Yıllardır dürüst esnafın en büyük şikâyeti zaten bu başıboşluk değil miydi?
Ancak sistem; temizlik yapayım derken, faturasını kesen, odasına aidatını ödeyen, vergisini veren kurumsal ve yerel esnafı adeta öğütmeye başladı. Zaten daralan bir piyasada, katlanarak artan ilan sitesi üyelik bedelleri, kira ve stopajlar, sabit işletme giderleri, yıllık harç uygulaması vb. birleşince, esnafın omurgasındaki yük taşıma kapasitesi aşıldı.
Diğer tarafta ise mülk sahipleri ile alıcılar arasında açılan devasa bir uçurum var. Mülkünü satan "benim malım altın" psikolojisinden çıkmıyor, alıcı ise eriyen alım gücüyle bırakın konut almayı, kiralık daire bulmakta bile nefessiz kalıyor. Ay boyunca portföy gezdiren, mülk gösteren, gece yarısına kadar pazarlık yürüten emlak danışmanı, ay sonunda sıfır kazançla baş başa kalıyor. Elektrik faturası, kira veya ofis aidatı ise "piyasa durgun" dinlemiyor; günü geldiğinde kapıyı çalıyor.
İşte bu denklem, mesleği sürdürülebilir olmaktan çıkarıp bir tükenmişlik sınavına dönüştürüyor. Ofislerini kapatıp köşeye çekilenler veya başka sektörlere yönelenler sadece bir iş yerini tasfiye etmiyor; aslında üzerlerine yıkılan bu adaletsiz ekonomik yüke ve sahipsizliğe boyun eğiyorlar.
Bodrum gibi gayrimenkulün kalbinin attığı bir coğrafyada bu işi yapmak, sadece anahtar teslim etmekten ibaret değildir; krizleri yönetmek, psikolojik harpleri göğüslemek ve sürekli bir belirsizlikle boğuşmaktır. Eğer bu mesleğin kalesini ayakta tutmak istiyorsak, sadece denetleyen değil, bu ekosistemin nefes almasını sağlayacak adil çözümler üreten bir yapıya acilen ihtiyacımız var. Aksi takdirde, daha çok ofisin ışığı kapanacak ve o parlak tabelalar tarihin tozlu raflarına kaldırılacaktır.
Emek verip kurulan düzenlerin, ödenen vergilerin ve sahada çekilen bunca zorluğun ardından bu tablonun yaşanması gerçekten acı ve bir o kadar düşündürücü.
Yazık çok yazık…