Gayrimenkul fiyatları tırmanışa geçtiğinde, toplumsal refleks genellikle ilk adreste günah keçisi aramaya başlar. Hedefte öncelikle de emlak danışmanları veya ev sahipleri vardır. Oysa serbest piyasa dinamiklerinin arkasındaki perde aralandığında, fiyat etiketlerini yukarı çeken asıl gücün kişilerin anlık kararlarından ziyade yapısal ve makroekonomik dinamikler olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bir gayrimenkulün nihai satış fiyatı rastgele belirlenmez, doğrudan üretim maliyetlerinin üzerine kurulu bir matematiksel gerçekliğe dayanır.
Demir, çimento, tuğla, alüminyum ve işçilik gibi maliyetlerdeki fiyat artışı, yeni bir konutun metrekare maliyetini doğrudan yukarı iter. Üretici, maliyetini kurtarmadığı bir projeye kazma vuramayacağı için sıfır konut arzı yavaşlar. Arzın daraldığı bir pazarda ise mevcut konutların fiyatları kaçınılmaz olarak yükselir.
Özellikle merkezi lokasyonlarda imarlı arsa arzının sınırlı olması, arsa sahiplerinin ve üreticilerin maliyet hesaplarını baştan aşağı değiştirir. Toprağın kıymeti arttıkça, üzerine inşa edilen yapının fiyatı da bu artıştan doğrudan nasibini alır.
Enflasyonist dönemlerde gayrimenkul, tarihin her döneminde en güçlü "sermaye kalkanı" olarak görülmüştür. Paranın alım gücünün eridiği ortamlarda mülk sahipleri, birikimlerini ve varlık değerlerini korumak amacıyla gayrimenkullerinin fiyatını güncel piyasa koşullarına endeksler.
Buradaki ana motor, gayrimenkul sahibinin "ben ne kadar çok kâr edeyim" düşüncesinden ziyade, elindeki mülkü sattığında yarın aynı değeri veya daha iyisini yerine koyup koyamayacağı endişesidir. Bu koruma refleksi, piyasadaki fiyat artış dalgasının en büyük psikolojik ve ekonomik tetikleyicisi rolündedir.
Fiyat artışlarının arkasındaki bir diğer mimar da finansal piyasalardaki daralmadır.
Yüksek kredi faizleri ve daralan konut kredisi imkanları, geniş halk kesimlerinin konuta erişimini zorlaştırır. Ancak alım gücünün düşmesi, konuta olan toplam talebi sıfırlamaz, aksine konut üretimini sekteye uğrattığı için orta vadede yeni konut açığını büyütür.
Üretimin yavaşladığı, nüfusun ve barınma ihtiyacının arttığı her yerde denge, kaçınılmaz olarak yukarı yönlü bozulur.
Özetlemek gerekirse; gayrimenkul sektöründe fiyat artışlarının tek bir sorumlusu veya "günah keçisi" yoktur. Fiyatları yukarı çeken güçler; enflasyonun yarattığı maliyet sarmalı, sınırlı arsa arzı, finansman maliyetleri ve sermayeyi koruma refleksinin birleşiminden oluşan ekonomik tablodur. Sahadaki aktörler ise bu tablonun yalnızca uygulayıcısı veya taşıyıcısıdır.
Sonuç olarak; asıl senaryoyu yazan makroekonomik koşulların ta kendisidir.
Sizin düşünceniz nedir? Yorumlarınızı bekliyorum…