Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberin başlığı, 30 yıllık gazeteci olarak bana “Bu kadar da olmaz!” dedirtti.
Başlık aynen şöyleydi;
“Aydın Ayaydın’a Açık Çağrı: Alacaksanız Alın, Almayacaksanız Söyleyin!”
Görselde kimler var? Aydın Ayaydın, Ahmet Aras, Tamer Mandalinci ve Alim Karaca.
Konu malum. Ahmet Aras’ın CHP’den istifası ve ardından başlayan AK Parti’ye geçiş tartışmaları.
Eleştiriler gelince de açıklama hazır; “Bu tartışmalar Muğla’yı yoruyor, artık hizmet konuşulsun demek istedik.”
İyi de kardeşim, bunu söylemenin yolu bu mu?
İnsanlar pazarda alınıp satılan mal mı?
30 yıldır bu mesleğin içindeyim. Binlerce yazı yazdım, on binlerce haber yaptım. Elbette okunsun diye çarpıcı başlıklar attım. Ama hiçbir zaman bir insanın onurunu, iki tık fazla alabilmek için malzeme yapmadım.
Gazetecilik, eline kalemi alanın aklına gelen her şeyi yazabileceği bir meslek değildir.
Gazetecilik, kişisel egoları tatmin etme aracı hiç değildir.
Eleştiri mi? Sonuna kadar!
En sertini yapalım. Siyasetçiyi sorgulayalım, yanlışını yüzüne söyleyelim, gerektiğinde yerden yere vuralım.
Ama insanları aşağılamadan, itibarsızlaştırmadan, saygı sınırını aşmadan!
Ahmet Aras, Tamer Mandalinci ya da Alim Karaca parti değiştirir veya değiştirmez. Bu onların siyasi tercihidir. Sonuçlarını tartışırız, öngörülerimizi ortaya koyarız, yanlış bulursak da açıkça eleştiririz.
Ama kimseyi birilerinin alıp almayacağı bir eşya gibi gösteremeyiz.
Üstelik bunu gazetecilik adına hiç yapamayız!
Ben böyle bir başlığın arkasında yalnızca dikkat çekme kaygısı olduğuna inanmakta zorlanırım. İster istemez niyet sorgularım.
Çünkü bir yazının içeriği ne kadar doğru olursa olsun, kullandığınız üslup yanlışsa verdiğiniz mesaj da değerini kaybeder.
Gazetecilik özgürlüktür ama sınırsızlık değildir.
Özgürlükle sorumsuzluğu birbirine karıştıranlar, önce bu mesleğin ağırlığını öğrenmeli.
Son sözüm de yalnızca gazetecilere değil.
İster siyasetçi, ister iş insanı, ister gazeteci, ister sıradan vatandaş...
Herkes haddini bilecek!