Bodrum’da artık herkesin bildiği ama yüksek sesle konuşmaktan kaçındığı bir gerçek var.
Bu şehirde yaşamak giderek zorlaşıyor.
Ama mesele sadece hayat pahalılığı değil, barınamamak.
Ev kiraları öyle bir noktaya geldi ki, Bodrum’da çalışmak isteyen insanlar daha gelmeden vazgeçiyor. Devlet memurları gelmek istemiyor, gelenler de ilk fırsatta tayin yollarını arıyor.
Bu bir abartı değil, yaşanan gerçek.
Öğretmen geliyor, ev bulamıyor.
Sağlık çalışanı geliyor, “nasıl geçineceğim” diye düşünüyor.
Polis geliyor, birkaç ay sonra gitmenin hesabını yapıyor.
Kimse keyfinden kaçmıyor.
İnsanlar bu şehirde barınamıyor.
Ama burada bir şeyi netleştirmek gerekiyor.
Bu mesele “her yere bina dikelim” meselesi değildir.
Kimsenin Bodrum’u betona boğmak gibi bir talebi yok.
Zaten Bodrum’un bugün geldiği noktanın en büyük nedeni de kontrolsüz yapılaşmadır.
O yüzden konuşmamız gereken şey yeni betonlar değil;
doğru planlama, doğru yer ve doğru amaçtır.
Kamu görevlileri için planlı, sınırlı, kentin dokusuna uygun lojman alanları oluşturulması;
özel sektör içinse sosyal konut ve çalışan barınma modellerinin hayata geçirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Bu şehir sadece villalarda yaşayanlarla ayakta durmaz.
Bodrum’u ayakta tutanlar;
öğretmeni, garsonu, sağlık çalışanı, esnafı, temizlik görevlisidir.
Eğer bu insanlar bu şehirde tutunamazsa, Bodrum sadece görünen bir vitrin haline gelir. İçi boş bir kent olur.
Bugün birçok çalışan Milas’tan, Yatağan’dan, çevre ilçelerden her gün saatlerce yol gidiyor. Bu sadece bireysel bir sorun değil; iş verimini, kamu hizmetini ve kent yaşamını doğrudan etkileyen bir tabloya dönüşmüş durumda.
Soruyu artık erteleyemeyiz:
Bu şehirde kim çalışacak?
Bu mesele siyaset değildir.
Bu mesele parti meselesi hiç değildir.
Bu, Bodrum’un geleceğiyle ilgilidir.
Ve bu geleceği konuşurken;
betonla değil,
akılla, planla ve vicdanla konuşmak zorundayız.
