Bugün bizim günümüz…
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.
Evet, hatırlanmak güzel.
Mesajlar geliyor, etkinlikler yapılıyor, iyi dilekler sıralanıyor.
Bu yönüyle bakınca insan ister istemez mutlu oluyor.
Değerli meslek büyüğüm Özcan Özgür, dünkü köşesinde 10 Ocak’ın neden bu tarihte kutlandığını çok kıymetli bir yazıyla anlatmış. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Mesleğin hafızasına not düşen yazılar bunlar.
Ama…
Her 10 Ocak’ta içimde aynı his beliriyor:
Bir burukluk.
Bir eksiklik.
Bir vicdan muhasebesi.
Çünkü gazetecilik yalnızca kutlama mesajlarından, plaketlerden, kokteyllerden ibaret bir meslek değil.
Gazetecilik; bedeli olan bir meslek.
Bugün kutlarken unutmamamız gereken isimler var.
Hatta belki de asıl bugün onları hatırlamalıyız.
Mesela Metin Göktepe…
8 Ocak 1996’da, haber takibi yaparken öldürüldü.
Mesela Uğur Mumcu…
24 Ocak 1993’te, gerçeğin peşinde olduğu için katledildi.
Mesela Çetin Emeç…
Kaleminden korkulan, sesi susturulmak istenen bir gazeteciydi.
1990 yılında, evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla aramızdan alındı.
Mesela Abdi İpekçi…
Gazeteciliğin saygınlığını temsil ettiği için hedef oldu.
Bu liste uzar…
Ne yazık ki uzar.
İşte bu yüzden benim için 10 Ocak, yalnızca “bizim günümüz” değil.
Benim için 10 Ocak;
bedel ödeyenlerin günü.
kalemini satmayanların günü.
korkmayanların, susmayanların günü.
Gazetecilik;
beklentisiz, menfaatsiz, yalnızca halka karşı sorumlulukla yapılan bir iştir.
Ve bu mesleğin onurunu bugün burada saydığım, sayamadığım nice gazeteci korudu.
O yüzden ben 10 Ocak’ı,
selfie günü olarak değil,
vicdan günü olarak görüyorum.
Kutlayacaksak;
bu mesleği gerçekten hakkıyla yapanları anarak kutlayalım.
Hatırlayacaksak;
önce bedel ödeyenleri hatırlayalım.
Ruhları şad olsun.
Kalemleri yolumuzu aydınlatmaya devam etsin.
